Bugun...

Ada’nın kaderi - 19 Ağustos 2019

 Tarih: 19-08-2019 08:38:00
Arda EKİNER

Osmanlı İmparatorluğundan günümüze kadar Kıbrıs adası üzerinde hak sahibi olduğumuz gün gibi aşikar bir gerçek. Osmanlı ordusu Lala Mustafa Paşa kumandası altında 1570 yılının Mart ve Mayıs aylarında Kıbrıs adasının zorlu fethine başlamıştır. Osmanlı askeri 2 Temmuz’da Limasol kalesi önüne ulaşır. Kale halkı, kaleyi terk ettiğinden Limasol’un fethinde herhangi bir güçlük yaşanmamıştır. Bir gün sonra Larnaka önlerine gelen donanma buraya asker çıkarır. İç kısımlara ilerleyen Osmanlı askerlerine ada halkı zaman zaman kılavuzluk yaparak her türlü lojistik desteği sağlamışlardır.

1950 sonrası Kıbrıs Sorunu yavaş yavaş daha da belirgin bir hal almış Rumların baskısı, Türklerin durumunu kötüleştirmeye başlamıştı. Bu noktada Türkiye’de de Kıbrıs konusu gündem olmuş ve dernekler ve öğrenciler bazında Kıbrıs Türklerine desteğe hız verilmişti. Kıbrıs Rumları adaya tek başına hakim olmayı “ENOSİS” adı altında düşlerken, Kıbrıslı Türkler ise buna direnmiş ve kendi siyasi ve idari haklarını korumak için “taksim” merkezli çabalara başlamıştı. 1955 yılı konu açısından önemli bir yıldır. 1953 yılında kurulan EOKA örgütünün de terör hareketlerine başladığı yıl olan 1955’de, EOKA’nın, adadaki İngiliz ve Türkleri yok edeceklerini söyleyerek gerçekleştirdikleri faaliyetler, Türkiye’de de tepki ile karşılanmıştı. 1955 yılında BM de artık Kıbrıs konusunu konuşmaya başlamış ve DP de bu konuyla ilgilenmek durumunda kalmıştı. Ancak başlangıçta Yunanistan ile ilişkilerin bozulmasını istemeyen DP hükümetinin Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü’ye göre “DP’nin Kıbrıs meselesi yoktu”. Ancak daha sonra devlet aklı ile tedbirler alınmış, “Kıbrıs Türk'tür Derneği” oluşturulmuş ve mitinglerle destek verilmişti.

1960 yılında yapılan garanti antlaşmalarına göre de Kıbrıs cumhuriyetinin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve anayasası garantör üç devlet Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın garantörlüğüne veriliyordu. Ayrıca bu garantörlük, adanın taksim edilmesine ve bir başka devletle birleşmesine de yasak getirdiği için aslında Rum kesimi “Enosis”, Türk kesimi de “taksim” tezlerinden vaz geçmiş durumdaydı.  Ayrıca iki devlet İngiltere’nin adadaki üslerini ve haklarını da kabul etmişlerdi. Antlaşmanın ileride daha da önem kazanacak 4.maddesinde ise, her üç garantör devlet ada ile ilgili antlaşmaları birbirleri ile istişare edebilecek ancak bu antlaşmayla oluşmuş olan düzenin tehlikede olması durumunda garantör devletlerden her biri ayrı olarak harekete geçme hakkına da sahip olmuşlardı.

Son günlerde ise sadece bölgede değil tüm dünya gündemini meşgul eden ada kıta sahanlığı içerisinde kalan yer altı zenginlikleri. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin adayı bir bütün olarak değerlendirmeden hemen hemen tüm zenginliklere sahip çıkması garantör devlet olan bölgenin en büyük ülkesi olan Türkiye’yi haliyle epeyce bir kızdırdı.

Türkiye’den Kapalı Maraş kartı yıllardır atıl bir vaziyette duran çürümeye terk edilmiş zamanında Akdeniz’in Beverly Hills’i olarak bilinen bölgeyi canlandırıp tekrar imara açmak adına atılan adımlarla Türkiye yürüttüğü satranç oyununa devam edecek gibi…

Artık tamamen bir satranç masasına dönüşmüş ada ile karşıyayız çeşitli ülke akılları bu masada elini güçlendirmek için uğraş veriyor, fakat bizim için sevindirici olan bu sefer bu akıl oyunlarında seyirci koltuğunda değiliz oyunda bir oyuncuyuz. Adanın kaderi ne olacak göreceğiz.

  Bu yazı 981 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI