Bugun...

Tüketirken tükeniyoruz - 28 Temmuz 2019

 Tarih: 28-07-2019 00:06:00
Halide TATAROĞLU

Siz Türkler rahatınıza çok düşkünsünüz mütevazi yaşamıyorsunuz. Daha sonra borç batağına giriyorsunuz ben iş adamıyım sıradan bir evim, arabam var. Görüyorum ki sizde böyle değil. Asgari ücretlide en lüks telefon var. Ayrıca milli değilsiniz. Marka sevdanız var. Biz Japonlar yatırımı bilgiye yapıyoruz. Siz hazıra konuyorsunuz. Üretemediğiniz takdirde sadece tüketici olarak kalırsınız”.

           Tesadüf eseri bir sosyal medya ortamında karşılaştığım Japon iş adamı Sakura’ ya ait olan bu sözler toplumumuzun geldiği noktayı çok net açıklıyor. Biz ne zaman böyle olduk? Nasıl bu hale geldik? Dedelerimiz ninelerimiz de böyle hayatlar mı yaşıyordu? Bizi böylesine tüketim çılgınlığına sürükleyen neydi? Daha birçok soru günlerdir beynimi meşgul ediyor. İnternette yaptığım birkaç araştırma sonucu gördüm ki tamda batının istediği gibi popüler kültüre uygun tüketen bir toplum olma yolunda başarıyla ilerliyoruz. Var etmek istedikleri insan modellerini bilinçaltımıza bir şekilde yerleştiriyor ve insanları güdülecek bir sürü haline getirebilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Günden güne kendi kültürümüzden adetlerimizden uzaklaşıyor ve yeni sistemde modern bir şekilde var olabilmek için popüler kültürün dedikleri doğrultusunda hareket ediyoruz. Bizleri kendimiz olmaktan çok başkaları için var olunmamız gerektiğine inandıran bir anlayışa sürüklüyorlar. Marka elbiseler giyerek arkadaşlarımıza hava atabileceğimizi, modacıların tabiriyle “demode olamamak” için modaya uymak gerektiğini yoksa etrafının senle alay edeceğini, eşimize olan sevginin ve anne- babamızı karşı hayırlı evlat olabilmenin kanıtının özel günlerde değerli hediyeler almaktan geçtiğini, arkadaşlarımızın doğum günlerini sosyal medyada kutluyorsak vefalı olduğumuzu düşündüren ve daha birçok örneği bulunan bu temenniler ne yazık ki hayatımıza öyle yerleşmiş durumdaki bunlar doğrultusunda hareket ediyoruz.  Ortaya çıkış sebebinin tamamen dışında olan bu özel günlerin artık insanlara bir şeyler satabilmek için firmaların yarış halinde girdiği bir gelir kaynağı olmuş durumda.

Sosyal çevremiz, televizyon ve internetteki reklamlar insanları sürekli bir şeyler alma eylemine itiyor. Elinde sağlam bir telefonu olduğu halde bir üst modeli çıkan telefonu alabilmek için banka kredisi çeken, çevresine uyum sağlamak için evindeki eşyaları gereksiz yere değiştiren ve bir sürü borca giren daha sonra kullanmaya kıyamayan, televizyonu iyi durumda olduğu halde yeni modeli çıktı diye değiştiren ama çalışmaktan fırsat bulup karşısında bir saat bile geçiremeyen, elinin altında bütün elektronik eşyaları tam olan ve gösteriş olsun diye birçok gereksiz eşyalarla dolu lüks evlerde yaşayıp hayatından bir türlü memnun olmayan insanlar topluluğu olduk ne yazık ki. Maddi imkanı olmadığı halde borca giren insanlar daha çok çalışmak kazanmak için çabalıyor ve anın tadını çıkartamadan yaşanması gerekenleri bir tarafa bırakıyor ve sadece işle ev arasında mekik dokuyor. Hal böyle olunca mutsuz hayatları olan, gelecek kaygısı içinde, bir depresyondan çıkıp diğerine giriyorlar. Eskiden köylüler ve fakir halk her kuruşu hesap ederek tutumlu bir şekilde yaşarlarken, zenginleri ise hiç düşünmeden aşırı lükslere paralarını harcarlardı. Şimdi ise tam tersine fakirler gerçekte ihtiyacı olmayan arabaları, telefonları ve televizyonları bir sürü borcun içine girerek alıyorken, zenginler varlıklarını ve yatırımlarını daha dikkatli bir şekilde yönetiyorlar. Hani dedim ya “Dedelerimiz ninelerimiz de böyle hayatlar mı yaşıyordu”? diye; geçen hafta bir akrabamın düğünü sebebiyle memleketime gittim. Köyde rahmetli dedem ile babaannemin yaşadığı iki göz odası çeşmesi ve tuvaleti dışarıda olan çok mütevazi bir evleri vardı. Şuanda kimsenin yaşamadığı bu evde çocukluğumda kuzenlerimin de geldiği yaz tatillerini beraber geçirdiğimiz o günleri özlemle anarken bir yandan da şu küçücük eve kaç kişi sığıyormuşuz, babaannem şuncacık evde nasıl dört çocuk büyütmüş diye düşünmeden de edemedim. Şimdi bizler ise göz göz odaları, mutfağı, banyosu içinde her an sıcak sular akan çeşmeleri olan evlere sığamıyoruz, şusu da olsun busu da olsun deyip durmadan gereksiz masraflar yaptığımız evlerimizde neden hala mutlu olamıyoruz. İnsanların yaşamlarını etkilemeye, istediği hayatları insanlara enjekte etmeye çalışan sistem, insan hayalindekine ulaştığını zannettiği noktada daha farklı tercihler icat edip ona ulaşmak için enerjisini parasını sağlığını tüketme çabasında.

Bu şekilde tüketim çılgınlığı içinde düşüncesizce devam edersek geleceğimizle ilgili birçok endişe verici durumlar oluşacağı kanısındayım. Peki, neler yapabiliriz? İlk önce bağımlılıklarımızdan kurtulmalıyız. Marka takıntısı olmamalı mesela içiniz aldığınız ucuz ürünlerle rahat ediyorsa yeterli olmalı bence. Ve alışveriş bağımlılıkları; telefonumuzun, televizyonumuzun, son model olmasına gerek yok çünkü ne kadar pahalı olursa olsun aynı işi görecek. Birkaç tane arabamızın olmasına da gerekte yok çünkü aynı anda sadece bir tanesini kullanabiliyoruz. Sofraya oturduğumuzda bir kap yemekle doyabiliyorken ne gerek var bütün çeşitleri masaya dizdirmeye. O kadar aç insan varken böyle tüketmek revamı. Kullanmadığımız kıyafet, eşya ve malzemeleri sivil toplum kuruluşlarına, belediyelere, çevremizdekilere dağıtabiliriz. Ya da bütçemize katkı olması açısından ikinci el mağazalarında uygun fiyata satabiliriz. Bir şeyin yenisini almak yerine ikinci elini alabiliriz bu şekilde hem yeni bir atık oluşturmamış hem de bütçemize katkıda bulunmuş oluruz. Yeni bir akım olan araştırdığımda çok etkilendiğim “minimalizm” gibi az tüketim içinde ve tutumlu bir yaşam sürebiliriz. Alışveriş merkezlerinde gezmek yerine açık havada gezinmek kültürel etkinliklerde bulunmakla hem cebimize hem de ruhumuza faydalı bir şeyler yapmış oluruz.

 Dışarıdan Japon iş adamının açıkladığı gibi görünse de bizim özümüz bu değil arkadaşlar. Atalarımız devamlı üreten bir yaşam sürmüşler. Bizleri ne zaman ki üretmeden tüketmeye özendirdiler işte o zaman teknolojiden, bilimden yana geri kaldık. Bize karşı oynanmaya çalışılan bu oyunlara karşı uyanık olmalı neler üretebiliriz geleceğin dünyasında neler yapabiliriz onları düşünmeliyiz. Her şey yine bizim elimizde. İnsanın doğası gereği tüketim kaçınılmaz elbette. Fakat her şey kararında ve yerinde olmalı. Neyi neden ve niçin tüketeceğimizi çok iyi ölçüp biçmeliyiz.

 

  Bu yazı 4048 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI