Bugun...

DAĞ ÇİLEĞİ

 Tarih: 24-10-2017 09:52:00  -   Güncelleme: 14-07-2018 01:27:00
Zülkef YEŞİLBAHÇE

İnsan yaşı ilerledikçe özlem duyuyor geçmiş yıllardaki özellikle çocukluk dönemi hatıraları garipsetiyor insan yüreğini.

Gelin bu hafta siz değerli okurlarımı bizim oralara götüreyim. Rodopların 850–900 metre yükseklikteki dağ eteklerindeki serinliklere.

Bursa sokaklarından, kirli siyasetten, Şatafatlı gösteriş özlemi ile koltuklarda oturan siyasetçilerden uzak kalalım bir an için.

Anlatayım sizlere çocukluğumda evimizin hayvanlarını güderken koyun ve sığırların su içtiği pınarlarından bükülüp de nasıl su içtiğimi anlatayım.

Anlatayım sizlere Dağ Çileğin bendeki hatırasını.

Ancak dağ çileği anısı nasıl canlandı bende önce onu anlatayım; Mahallemizin sebze pazarı günüydü. Çilek zamanı. Pazara çıktığımda bir köylü kadını bir köşecik de oturmuş, önüne koyduğu sepetin içindeki çilekleri göstererek; Dağ çileği bunlar, dağ çileği diye seslenerek müşteri davet etmeye çalışıyor,Gür sesli pazarcıların anırmaları arasında kayboluyordu cılız sesi.

Dağ çileği sözleri ve kadının köylü kıyafeti beni bir anda 1954 yılına benim 10 yaşlarıma götürdü. Sepetin başına büküldüm. Sepetten bir çilek alarak kokladım. Hakiki dağ çileği oğlum dedi bir kez daha köylü kadın. Yazının devamında anlatacağım anımı bir kez daha yaşadım sepetin başında fiyatını sormadan bir kilo aldım, fiyatı ne kadar olacağı hiç önemli değildi.

Bizim oralarda babadan çocuklarına karşı açıktan sevgisini göremezdiniz o yıllarda. Çocuklar dertlerini ilk önce analarına anlatırlar. Ana uygun görürse eşi yani baba ile paylaşır. Babamdan ilk tebessümlü saçlarımı okşayarak aferin oğluma kelimelerini Bulgaristan da yayınlanan ve tüm okullara dağıtılan Eylülcü Çocuk gazetesinde 1954 yılında yayınlanan yazımdan dolayı 10 yaşımda iken almıştım.

Ailenin en büyüğü ben olduğum için çobanlık işi genellikle bana kalıyordu. Çünkü benden sonraki kız kardeşim hayvanlarla baş edemezdi. Yağmur yağmıştı. Yağmurdan sonra güneşle birlikte ben yine düştüm bir inek, bir düve,5 koyun, bir eşeğin peşine. Köyümüzde otlak yeri bizim sülalenin en genişti. Büyük dede 17 yıl Osmanlı ordusunda Mülazım subayı olarak görev yapmış. Sağ olarak köyümüze muhafızları ile döndüğünde, köylü, aile fertlerini alıp gitmemesi için ricada bulunmuşlar. Köyün büyüklerinden gelen bu talebi kıramamış ve köyde kalmış.

Rahat bir hayat için yer satın almış o günün yöneticilerinden.

Sülalemizin oradaki adı Mülazım oğulları idi. Bu ismi Türkiye de taşıyan amca oğul ve torunları var. Kısacası hayvanlarımızı rahatlıkla otlatabileceğimiz Alaylası dediğimiz içinde yaz kış akan pınarı vardı. Akşam olmak üzereydi, Sahip olduğumuz iki belin altından küçük bir dere akıyordu.

Derenin yamaçlarında hakiki dağ çilekleri olduğunu geçmiş yıllardan biliyordum. İnip bir bakayım dedim. Öyle çok çilek olmuş ki sevinçten hopluyorum. Toplayıp evdekilere de götüreceğim. Onları tek, tek ezilmesinler diye birkaç tane uzun ota dizdim. Karanlık basıyordu. Artık çilekler görünmez oldu. Bu arada hayvanları hepten unutmuşum. Bizim meradan hayli uzaklaşmışlar. Topladım ve köyün yoluna koyulduk.

 Ben ve hayvanlarımızdan başka dışarıda kimse kalmamıştı. Biraz korku içinde etrafımdaki karanlığa bakarak saçlarım diken, diken oluyor eşeğin üzerinde ilerliyordum. Köy girişine vardığımda korku üzerimden gitmiş dağ çileklerini ailemle birlikte nasıl yiyeceğimizin hayalini yaşıyordum. Canım anam yola çıkmış. Bu gızana acaba bu akşam bir şey mi oldu diye. Neredesin be evladım korkuttun bizi dediğinde elimdeki çilek dizilerini göstererek, geç kalmamın şahitlerini gösterdim, Hay maşallah be bunlar ne bu kadar dediğini hiç unutmuyorum. Hayatta olan canım anamla o ve benzeri anılarımızı birçok defa paylaşırız. Sizleri bir an için Rodopların o serin yaylalarına hayalen de olsa götürebildiysem ne mutlu bana.

  Bu yazı 2256 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI