Bugun...

EYLÜL'ÜN RENGİ SARI DEĞİL, KIRMIZIDIR -15 Eylül 2018

 Tarih: 15-09-2018 11:36:00
Hülya Üstün KÖSELECİ

 Edebiyatta ayların rengi vardır. Doğanın uyanışını haber veren Mart "yeşil"dir mesela; dünyayı çiçeklendirdiği için Nisan'a "pembe" pek yakışır. Gün ışığı azaldığı için olsa gerek, Aralık dendi mi "gri" akla gelir. Eylül'e ise "sarı" yakıştırılır. Yazın bitişi, şehirdeki gaileye dönüş ve belki de yarım kalmış aşkların burukluğu, Eylül'ü hüzünlü kılar. O yüzdendir ki, Eylül şiirin ayıdır. "Bir gün aklına gelecek olursam/ Bana şiir ısmarla/ Eylül'ü konuşalım" demiş dizelerinde Cemal Süreyya.

 

               Tarihçilerin ve siyaset bilimcilerin ise renklerle işi yoktur. Olsa idi, Eylül’e “sarı”değil, “kırmızı” rengini yakıştırmaları gerekirdi. İnsanlığı hüzünden daha da öteye, acıya götüren nice şiddet dolu günler Eylül'lerin içinde saklıdır.

 

               Yürek sızlatan Eylül'lerden biri 1955 yılında yaşanmıştı. O yıl ekonomi kötüye gitmekteydi; yaz ayları ise Kıbrıs'ta yaşanan kriz ile geçmişti. Uydurma bir haber fitili ateşlemeye yetmişti. Atatürk'ün Selanik'teki evine -sözüm ona- bomba atılmış. Bu haberle galeyana gelen kitleler eline geçirdiği taş, sopa, bıçaklarla sokaklara dökülmüş ve gayrimüslüm vatandaşların evlerine, işyerlerine saldırmışlardı. İki günlük saldırının bilançosu; tahrip edilmiş, yağmalanmış binlerce ev ve işyeri, 70 küsur kilise, bir kaç okul, ölen 3 kişi, yaralanan yüzlerce kişi, tecavüze uğrayan 200 kadın ve ülkeden göç etmek zorunda kalan binlerce kişi olmuştu. "1955 Eylül'ünün rengi ne idi?" diye sorulsa, "yağmanın tozuna bulanmış kan kırmızısı"ndan başka cevap çıkamaz herhalde. Bugün internet ortamında kolaylıkla erişebileceğiniz o vahşet dolu 2 günün fotoğraflarını inceledikçe saldırganların yüzlerindeki öfkeyi ve hıncı okumamak mümkün değil. Ve insan sormadan edemiyor kendine : "Bir insanın içinde bu kadar nefret nasıl birikebilir?"

 

               Böylesine organize bir saldırının, o dönemin hükümeti tarafından önceden bilinip göz yumulduğunun sonradan ortaya çıkması, acının üstüne utanç serpmiştir. Aslında 6/7 Eylül saldırıları, Anadolu'nun kültürel çeşitliliğiyle oluşan o kıymetli mozaiğin kırılmasından başka bir şey değildir. Artık  çoğunluğun dışında olanın "öteki"leştirileceği bir dönem başlayacaktı. Yıllar sonra 1993'te Sivas'ta Madımak otelinin içindeki insanları cayır cayır yakanlar sahneye çıkınca, "ötekiye duyulan nefret"in hala var olduğunu, değişenin ise sadece "öteki"olarak tanımlanan olduğunu anlayacaktık.

               Bazı olaylar vardır ki, acıyı hemen getirmez; yıllara yayar. 12 Eylül darbesi de böyle idi. Darbeciler 1980'nin 12 Eylül sabahı, sağ/sol çatışmalarını sona erdirip ülkeye barışı getireceklerini müjdelemişlerdi. TBMM feshedilmiş, Anayasa yürürlükten kaldırılmıştı. Ancak darbeciler yaptıklarını asla "darbe" olarak tanımlamadılar; yumuşatarak "askeri müdahale" ismiyle sundular halka. Bugün, artık 12 Eylül'ün ABD destekli bir proje olduğunu bilinmekteyiz.  Soğuk savaş dönemindeydik. Bir yıl önce İran'da İslam Devrimi gerçekleşmişti. Sovyetler Birliği ise Afganistan'ı işgal ederek güneye doğru yayılma içindeydi. Türkiye'nin ABD müttefiki olarak kalabilmesi için ülkeden sol unsurların silinmesi, küreselleşen kapitalist ekonomiye entegre olması ve sosyalizme karşı ilaç olarak "soft-İslam" ile yoğunlaşması gerekliydi. 230.000 kişinin yargılandığı, 517 kişi hakkında idam kararının verildiği, 50 kişinin asıldığı, 171 kişinin işkenceden öldüğü, 1.683.000 kişinin fişlendiği 12 darbesi bu amacı sağladı. Darbenin ürünü 82' Anayasası, bize asla iyileştiremediğimiz hastalıklı bir demokrasi bıraktı.  1983'te yapılan ilk genel seçimlerde iktidara gelen Özal hükümeti bağımlı, taşeron, üretmeden tüketen bir  ekonomik yapının temelini attı. Bugün, 2018 yılının Eylül ayında yaşadığımız krizi anlamak için, geriye doğru, 1980'in Eylül'üne bakmamız yeterlidir.

 

               Eylül ve şiddet dendi mi, kaçınılmaz olarak akla 2000 yılının 11 Eylül'ü gelir. O gün kaçırılan iki uçağın New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'nin İkiz Kuleler'ine çarparak yıkımına yol açması, dünya tarihinde 11 Eylül öncesi/11 Eylül sonrası olarak üzere yeni bir miladın oluşmasına yol açmıştı. 1990'larda sosyalizmin terk edilmesi dünyadaki kutuplaşmayı kaldıracağı ve küresel bir barış getireceği ümidini serpmişti insanlığın yüreğine. 11 Eylül saldırısı, insanoğlunun barışı sürdürmekte pek de becerikli olmadığını kanıtlamış oldu. Dünyada yeni bir ayrışma başladı. Bu sefer ki din ve kültür temelli bir ayrışma oldu. Ortadoğu eksenli sıcak savaşlar, terör eylemleri, kitlesel göçlerle huzursuz başlayan 21. yüzyılın, acı ile sürmesini sağladı.

 

               Eylül ayı için hüzün hafif kalır. O yüzden Eylül'e "sarı" değil, "kırmızı" yakışır.  

  Bu yazı 2314 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI