escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa eskişehir escort istanbul escort istanbul escort şişli escort izmit escort istanbul escort topkapı escort proxy
Bugun...

HAVUZ PARTİSİ - 6 Ekim 2018

 Tarih: 05-10-2018 22:42:00
Hülya Üstün KÖSELECİ

     

Bu satırları yazmaya başlamadan önce bir televizyon kanalının ana haber bülteninde seyrettiğim bir görüntü nedeniyle uzun bir kahkaha attım. Aynı kanalın internet sitesinde, o görüntüyü bir kaç kez daha izledim. İkinci izleyişimde kahkaha beni terk etti; donuklaştım. Üçüncü de içime tuhaf bir acı oturdu. Traji-komik dedikleri durum bu olsa diye düşündüm…

 

 Beni önce güldüren sonra acıtan bu video, Anadolu'daki bir şehrimizdeki  termal bir otelin havuzunda geçiyor. Otelde bir televizyon için yapılan çekimler tamamlandıktan sonra belediye başkanı programın sanatçılarıyla birlikte kapalı termal havuzun bulunduğu bölüme gidiyor. Başkan bir anda heyecanlanıp "bu ne güzellik" diye bağırarak üzerindeki takım elbiselerle kendini havuzun şifalı sularına bırakıyor. Başkan suda yalnız bırakılır mı? Hemen peşinden gelenler - sanırım protokol sırasına uygun bir şekilde- teker teker havuza dalıyorlar. Ufacık havuza bir anda 8-10 kişi doluşuveriyor. Suyun içinde iyice keyiflenen başkan başlıyor türkü söylemeye. Yanındakiler alkışla ona  tempo tutuyor, davulcu da kaptığı gibi davulunu, suda sanatını icra etmeye başlıyor. Bir ara havuzun içindeki adamlardan biri cüzdanından bol miktarda kağıt para çıkartıp havaya saçıyor.  Paranın cinsi görüntülerden açıkça tespit edilemese de, milletin yokluk çektiği bir zamanda herhalde Dolar'ın yükselişini  protesto etmek için bir eylem yapılıyor diye iyi niyetli bir yorum yapmaya çalışıyorum. Daha da  inanılmazı, havuza bir tepsi çiğköfte indiriliyor; havuzdakiler elleriyle afiyetle çiğköfteleri yuvarlıyorlar. Başkan ara ara basın mensuplarına doğru "dünyanın en şifalı suyu burada " diye bağırsa da, suyun içine ayakkabıları ile girmiş o kadar kişinin havuzun içinde çiğköfte yemesini düşününce, suyun -bırakın şifasını- hijyenini dahi sorguluyor insan. Havuzda iyice yorulan başkan basın mensuplarına "dünyada ilk kez bir belediye başkanı ile sanatçıların birlikte havuza girdiğini görüyorsunuz" diye övünerek sesleniyor. "Böyle bir 'ilk'in ne gibi bir önemi olabilir ? ya da "bu 'ilk'in T.C. sınırları içinde olması dünyada bize nasıl prestij sağlar?" gibi cevabı olmayan sorular soruyorum aklımca. Üzerinde ıslak takım elbisesi ve içi su dolmuş ayakkabıları ile yorgun bir şekilde havuzdan çıkan başkan üstünden çıkardığı ceketi havuza doğru sıkıyor ve partiyi sonlandırıyor.

 Havuz görüntüleri izleyince aklıma Hollywood filmlerinde gördüğümüz  şu çılgın havuz partili filmler geldi. Bu da o filmlerin -içinden kadın ve alkolün çıkartıldığı, yerli ve milli hislere uygun- Anadolu versiyonu gibi geldi.

 

Komik idi; "takım elbise", "çiğ köfte", "davul" ve "para" gibi alakasız nesnelerin  bir termal havuzun içinde bir araya gelmesi hayatın olağan akışına pek de uygun değildi. Hele hele bunların birleştirici unsurunun belediye başkanı olduğunu düşününce olay iyice tuhaflaşıyordu.Kaba idi; bütün bunların bir araya gelip ortaya çıkardığı görüntü nezaket ve estetiğe uymuyordu.

Bu görüntüler yayınlandıktan sonra Belediye başkanı muhtemelen hem partisinden hem de kamuoyundan sert eleştiriler alır, basın önünde halktan özür dileyerek bir sonraki yerel seçimlerde aday olmayacağını açıklar diye bekledim. Sonunda anladım ki, tuhaf olan böyle bir beklenti içinde olmakmış. Tek bir olumsuz eleştiri çıkmadı. Hiç kimse başkana "bu hareketler yakışmadı" demedi. Hiç kimse TÜFE'nin %25 oranında arttığı, alım gücünün iyice zayıfladığı bu dönemde havaya para saçmanın hesabını sormadı. Daha da acısı hiç kimse  her gün şehitler verilirken havuzda davul çalmanın utanmazlığını yüze vurmadı. Bireyin utanma duygusu, toplumsal değerler var ise, ortaya çıkar. Demek ki, insanları utandıracak ortak değerlerimiz kalmamış ki, ertesi gün  başkan tekrar basının karşısına çıkıp gururla  "Farkındalık oluşturmak için suya girdik. Olumlu tepkiler aldım" dedi.

 

Mesele sadece bir belediye başkanının yaptıkları değil elbette. Onu seçen halkın da tercihleri sorgulanmalı. Öteden beri tam yanıtı bulunamamış bir sorudur: "Lider mi halkı biçimlendirir? Halk mı lideri biçimlendirir?" Yumurta-tavuk ilişkisi gibi lider/halk ilişkisi iç içe geçmiş, birbirini besleyen iki kavramdır.

 

ABD başkanından, Anadolu'daki bir ilçemizin belediye başkanına kadar, tüm lider modellerinde lümpenleşme görülüyorsa, bunun cevabını 21. yüzyılın gidişatında aramamız gerekli.

Yüzyılımız  politik ve ekonomik krizlerle sürüp gitmektedir. Sermayenin küreselleşmesi ve 4. Sanayi devriminin başlaması ile birlikte geniş kitleler işsizlik ve yoksulluk sarmalına girmiştir. Kitleler kendilerini değersiz ve kenara itilmiş hissetmektedir. Bu nedenle,  kitlelerin inanç ve duygularına hitap ederek ona değer verirmiş gibi görünen liderler beklenmedik başarılar elde etmektedir. Biri "Make America great again" derken, diğeri kendi çapında havuz gösterisi ile "ilçemizin turizmini dünyaya tanıtıyorum" demektedir.

Temeli olmayan daha iyi yaşam vaatleri ile oluşmuş popülizm, beraberinde lümpenleşmeyi, eğitimli ve görgülü insanlara karşı düşmanlığı getirmektedir. Oysa, bizi yoksullaştıran ve yoksunlaştıran bu sistemdir. Eğitim ve sermayenin eşitsiz dağılımı çözülmedikçe yoksulluk ve yoksunluk lümpen liderleri besleyecek, bu liderler cehaleti övecek ve döngü sürüp gidecektir. Yarım bırakılıp terk edilmiş Cumhuriyet'in eğitim devrimi ve Anadolu aydınlanması gibi bir proje hayata geçirilmedikçe, bizler daha çok havuz partisi göreceğiz.

  Bu yazı 2167 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI