escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa bursa escort bursa escort eskişehir escort istanbul escort istanbul escort şişli escort izmit escort istanbul escort topkapı escort proxy
Bugun...

POLİTİKA DENEN OYUN 22.09.2018

 Tarih: 22-09-2018 11:38:00
Hülya Üstün KÖSELECİ

Politika bir oyundur.  Doğaçlama oynandığı gibi bir algı olsa da, önceden belirlenmiş bir senaryosu vardır."Politikada hiçbir şey kazayla olmaz. Olmuşsa, öyle planlanmıştır." demiş  Franklin D. Roosevelt.  Oyuncuları seçilmiştir; konjonktüre göre oyuncularda hiç çekinmeden değişiklikler de yapılır. Başroldekilerin adı “lider", figüranların ise “seçmen”dir.

            Yapısı gereği serttir politika denilen oyun. Dram ya da trajedi türüne benzese de, zaman zaman komedinin özelliklerini gösterir; her ne kadar aktörlerinin seyirciyi güldürmek gibi bir kaygısı olmasa da.

            Geçtiğimiz günlerde ABD başkanı Donald Trump bir basın toplantısında her zamanki sert üslubuyla “İnsanlar şunu anlamak zorunda; bizim ülkemiz ticarette dünyadaki tüm ülkeler tarafından kazıklandı. Dost olsun, düşman olsun herkes bizi kazıkladı.” dedi ve bu sözleri ile izleyenlerin yüzüne bir gülümse oturttu. Malum “ABD” ve “kazıklanmak” zihinde bir türlü yan yana oturamayan iki kelimedir. Komedi dediğimiz kavram, aslında mantıken birlikte olması hiç düşünülemeyenlerin bir araya gelmesi değil midir?

            Dünyanın lideri olma iddiasındaki bir ülke başkanının mağdur edebiyatı yapması, az çok politika hakkında fikri olan herkesi güldürür elbette. Öyle ki, İkinci Dünya Savaşı sonrası pek çok ülkeyi askeri ve ekonomik yardımlar, hibeler, düşük faizli krediler ve kültürel yatırımlarla kendisine bağımlı kılmış, Sovyetler Birliği’nin temsil ettiği sosyalist bloğa karşı kapitalist cephenin liderliğini yapmış, 90’larda sosyalizmin çökmesi ile eski Demir Perde ülkelerindeki piyasaların kurucusu olmuş, uzun yıllar Uzak Doğu’yu fasoncu olarak çalıştırmış, petrolünü istediği fiyattan kendisine satmayanlar ülkelerin liderlerini devirmiş bir ülkenin kendi durumunu “kazıklandık” diye tanımlaması sadece gülünesi bir durumdur .

            Buna rağmen Trump’ın mağdur edebiyatının iç politikada karşılık bulduğu kesindir. Kendisini özgürlük ve demokrasi timsali olarak gören bir ülkede topu topu iki temel siyasal görüş barınabilmektedir. Bir yanda kendilerini daha özgürlükçü ve demokrat olarak nitelenen bir kitle, diğer yanda ise milliyetçi/muhafazakarlar. Aslında her biri sorgusuz sualsiz kapitalizmi kabul eden bu iki ana akım dışında, başka bir siyasal görüşün yeşerip güçlenmesine sistem izin vermemektedir. İşin aslına bakılırsa,  ABD'de  iktidarın Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında tenis topu gibi bir gidip bir gelmesinin, sadece ABD'nin küresel makro politikalarıyla değil, Amerikan vatandaşının  cebine giren para ile de ilişkisi vardır.

            2008’de başlayan kriz ile büyük yara alan ABD ekonomisi, gün geçtikçe yoksullaşan, işini kaybeden kitleler yaratmıştır. Her toplumda yoksullaşan kitlelerin öfkelenmesi doğaldır. Tarih boyunca yoksullaşan kitleleri birleştiren öfke, yıkıcı devrimleri doğurmuştur. 20. yüzyılın ikinci yarısı ise iktidarı sallayan devrimler yerine kitlelerin öfkesini alan popülist politikaların türediği bir dönem olmuştur. Gaz alan en gözde popülist söylem "öteki"dir. Bu söylem "din" ve "milliyetçilik" sosu ile şık bir şekilde üslenir. Bu "öteki" yabancıdır , göçmendir, başka dinden ya da etnik kökenden olandır, bazen de dış güçlerin maşası içteki unsurlardır. Böylece devlet ekonomi yönetimindeki hatalarının sorumluluğunu "öteki"ye atmış olur.

            Ötekinin kim olduğu ülkeden ülkeye değişir. ABD’de dönemin ötekileri, her Amerikalının ekmeğini ufaltan göçmenler ve ABD’yi “kazıklama”ya çalışan Çin, Rusya hatta AB ülkeleridir . O nedenle Meksika sınırına örülecek duvar, yüksek gümrük tarifeleri ile koruma politikaları uygulanır. Trump'ın "kazıklandık" sözleri bu politikaların kılıfı olmuştur. Bu durum, sadece ABD'e özgü değildir; Avrupa içinde neo-faşizan söylemleri olan partilerin iktidara gelmesi ya da ana muhalefet konumuna yükselmesi tesadüf değildir.  Faşizm ve ekonomik kriz ikiz kardeş gibidir.

            Kapitalizm böyledir işte. Lastik gibi bir esner, bir kasılır. Daralma dönemlerinde koruyucu tedbirler ile faşizan söylemler iç içe geçer. Tekrar bolluğa ulaşıldığında ise, en liberal, en barışçıl söylemler geri döner. Bir ülkede, belli bir dönemde genel kabul gören politik eğilimlerin ekonomik koşullardan doğduğunun farkında olmak gerekir. Nitekim bir düşünürün,"politikanın insanların kendilerini ilgilendiren şeylerden alıkoyma sanatı olduğu" sözlerini her zaman hatırlayarak kendimizi faşizm sarmalından uzak tutmalıyız.

 


 

  Bu yazı 1583 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI