Bugun...
SON DAKİKA

SAHTE DÜNYALAR - 13 Ekim 2018

 Tarih: 12-10-2018 21:39:00  -   Güncelleme: 12-10-2018 21:44:00
Hülya Üstün KÖSELECİ

Geçtiğimiz günlerde eski bir öğrencimle karşılaştım. İş yaşamında epey yol aldığını öğrenince çok mutlu oldum. Biraz çekinerek özel hayatını sorduğumda  "hocam evlenme işini beceremedim bir türlü. Sonunda o işi anneme bıraktım, ama onun buldukları da  olmadı" yanıtını alıverdim. Devam etti: "Annemin bulduklarına Facebook'tan bakıyorum. Beğenirsem buluşuyoruz. Ama her seferinde hayal kırıklığı ile bitiyor."  O bunları anlatırken teknolojinin insanın düşünce yapısını çok da değiştirmediğini düşündüm . Teknoloji  davranış kalıplarını değiştirse de, düşünce kalıpları aynı kalıyor. En akıllı telefonlara, en hızlı internet erişimine sahip olsak da, kadın/erkek ilişkileri sadece biçim değiştirmiş; özünde aynı kalmış. Eskiden görücü usulü vardı, şimdi sosyal medya. Sonuçta erkek bakar beğenirse alır.

                Öğrencim anlatmayı sürdü.  "Hocam Facebook'ta, Instagram'da hepsi çok güzel. Ama buluşunca karşıma bambaşka biri çıkıyor" dedi.  "Nasıl oluyor o dediğin?" diye sordum. "Herkes telefonuna şu programlardan indirmiş. Fotoğraflarında kendisini zayıflatıyor, boyunu uzatıyor, yüzünün rengini biçimini dahi değiştiriyor." "Desene,herkesin sosyal medyada birer 'avatar'ı var"  diyerek gülümsüyorum.

                Düşünüyorum da, ürünlerin sahtesine epeydir alıştık; şimdi de insanın sahtesiyle uğraşıyoruz. Gerçeği sokakta gezinirken, sahtesi sosyal medyada tedavüle giriyor. Sahteler sanal dünyada kalsa mesele değil de, gerçek dünyaya "gerçekmiş gibi" adım attığında kimlikler bulanıklaşıyor.  

                 Ürünün sahtesinden de, insanın sahtesinden de bir yere kadar uzak tutabiliriz kendimizi. Asıl tehlike bilginin sahtesinde.  Yalanın gerçek ile ters yüz edildiği, gerçeğin bir değerinin kalmadığı, adına da "post-gerçeklik" denilen bir çağda yaşıyoruz. Bilgi de, haber de, artık gerçeklere göre değil, inanç ve duygulara göre belirleniyor. Haberler kamuoyunu biçimlendirmek için, tıpkı bir laboratuarda üretilircesine,                                                                                          tasarlanıp  her türlü mecraya salınıyor.

                İnternet, ilk başta bize özgürlük duygusu vermişti. Sınırsız bilginin tek tuşla elimizin altında olduğunu sanmıştık.  Ama öyle değilmiş. Bir çalışmaya göre, internette dolaşan bilgilerin sadece %10'u doğruymuş. Bu bilgiyi yazarken bile doğruluğundan şüphe ediyorum!  Filtrelenmiş haberler, troller, sahte kimliklerle yaratılan platformlar, bot denilen robot yazılımlarla oluşturulmuş anketler, gün boyu ekranımızdan akıp gidiyor. Akış o kadar hızlı ki, gerçek mi yalan mı,  durup düşünecek zaman bırakmıyor bize.

                Artık gazetelerden haberleri öğrenmiyor, bilgi için kitapları karıştırmıyoruz.  Sadece ekranın karşısına geçiyoruz. Gerçi eskiden de öyle fazla  kitap ve gazete okumazdık. Toplum olarak sözlü kültürden yazılı kültüre geçişi pek de başarı ile gerçekleştiremedik. Okumak çoğu zaman zor gelir insanımıza; yazmak ise bir angarya.Bu nedenle olsa gerek, sözlü iletişim yolu haber edinmeyi pek severiz. Eskiden eş dosttan, kapı önünde alırdık haberleri, şimdi ise ekranlardan.

                Ekranda gördüğümüz, adı haber ya da bilgi olan, sözcükler karşısında çoğu zaman heyecanlanıyoruz. Bazıları ulusal gururumuzu okşuyor. Bazıları ise inançlarımıza, duygularımıza dokunuyor, kızdırıyor bizi. Kimi sahte sağlık haberleri ümit oluyor bize. Aklı bir kenara bırakıyoruz; o heyecan ile sorgulamadan basıyoruz "PAYLAŞ" tuşuna. "PAYLAŞ"tığımızı başka biri "BEĞEN"ip hemen"PAYLAŞ"ıyor. Paylaştıkça yayılıyor. Yayıldıkça  yalan olan "GERÇEK"leşiyor . Gerçi sağduyulu  birileri çıkıyor, salgın gibi gezinen o yalanın yalan olduğunu ispatlıyor ama yalanın gürültüsünden gerçeğin sesi pek cılız kalıyor.

                Yalan ve aldatmaca bir virüs gibi yayılmış durumda. Bu virüsü sadece eğitimsiz kişiler kapmıyor. Her sosyal sınıftan kişi, kendi eğitim durumuna ve dünya görüşüne göre farklı biçimlerde yalan bilgiye maruz kalıyor.  Belki bu virüse karşı kendimizi koruyabiliriz. Nasıl mı?

                - Bilginin tek kaynağının internet olmadığını hatırlayarak,

                - Daha fazla kitap okuyarak,

                - Farklı kaynaklardan çapraz okuma yaparak,

                - Ana akım medya dışında alternatif medyayı da okuyarak, izleyerek,

                - Sosyal medyada okurken/paylaşırken "duygu" yerine "akıl"mızı ön planda tutarak,

                - Doğru olduğuna emin olmadan "paylaş" tuşuna basmamak,

                - Şüpheli bilgilerin doğrulamasını yapan internetteki platformları inceleyerek,

                - Her konuyu uzmanına danışarak

                kendimizi sahte dünyalara karşı uyanık tutabiliriz; yeter ki uyanık kalmayı tercih etmiş olalım. 

Hülya Köseleci 13/10/2018

  Bu yazı 2034 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI