Bugun...
SON DAKİKA

TOPLUMSAL BELLEĞİMİZ - 20 Ekim 2018

 Tarih: 20-10-2018 00:23:00
Hülya Üstün KÖSELECİ

            Yaşı 40'ın üzerinde olanlar gayet iyi bilir, her ailenin fotoğraf albümleri vardı. Albümler "misafir odası"ndaki vitrinli dolabın çekmecelerinin içinde saklanır;  "oturma"ya gelen misafirlere çıkartılıp, gösterilirdi. Fotoğraflar her zaman çekilmesi mümkün olmadığından ve o  zaman için pahallı sayıldığından, oldukça kıymetliydi; özenle saklanması biraz da bundandı. Albümler bir bakıma aile tarihinin anlatıcılarıydı. Anne babanın nişan töreninden başlar, ardından nikah, düğün resimleri dizilirdi. Çocukların doğumu, doğum günleri, okula başlanılan ilk gün gibi aile için önemli olayların fotoğrafları özenle albümlerin içine yerleştirilirdi. Her birinin arkasına çekildiği tarih de mutlaka yazılırdı.  Albümler ailenin belleğiydi; fotoğraflar da en büyük "hatırlatıcı"lardı. Zaman zaman bu albümlerden bazı fotoğraflar çıkarılır, öfke ile yırtılıp atılırdı. Bunlar araya küslük giren bir akrabanın ya da evin kızının eski nişanlısının fotoğrafları olurdu. Böylelikle küs akraba ya da eski nişanlı "hiç yaşamamış muamelesi" görürdü.

            Dijital çağa geçişle birlikte, fotoğraf çekimi kolaylaştı. Fotoğraflar bastırılıp albümlere sığamayacak kadar çoğaldı. "Avatar"ımızı yaşattığımız sosyal medyaya girdiğimizden bu yana sanal albümler de oluşturmaya başladık. Sanal alem ile birlikte albümlerin anlamı da değişti. Eski aile albümleri aile tarihinin belgesi iken, sanal albümlerimiz yaşadığımız anların sergisine dönüştü. Son zamanlarda sanal albümlere de ilgi kalmadı. Fotoğrafların sadece kısa bir süreliğine sergilendiği, bir gün  içinde kendi kendine yayından kalktığı sanal "hikaye"ler  daha tercih edilir oldu.  Her şeyin hızla tüketildiği, insanın bir gün önceki halinden sıkıldığı çağda fotoğrafların da kalıcı kılınmaması oldukça doğal. Anılar hızla tüketilirken, kişisel belleklerin zayıflamaması mümkün müdür?

            İnsanın belleği gibi, toplumların da bellekleri vardır. Kurum arşivleri, müzeler, basılı her türlü kaynak, okullardaki ders müfredatları  ve bayramlar toplumun belleğini diri tutan "hatırlatıcı"lardır. Bir topluma geleceğe taşıyacak olan geçmişidir ve  geçmiş ne kadar doğru bilinirse gelecek de o kadar sağlam inşa edilir. Geçmişin doğru bilinmesi ise, "hatırlatıcı"ların doğruluğuna bağlıdır.

             Aile albümlerinden küsülen akrabaların, eski nişanlıların fotoğraflarının çıkarılması gibi, iktidar da geçmişin "hatırlatıcı"ları ile oynar. İktidarın ideolojisine uygun olmayan kişi ve olaylar ya silinir ya da değiştirilir. Devlet arşivlerinden belgelerin kaldırılması, okullardaki ders kitaplarının yeniden yazılması, tarihi kahramanların itibarsızlaştırılması, yeni kahramanlar üretilmesi, resmi tarihin iktidarın hakikatına göre yeniden yazılmasından başka bir şey değildir.

            Geçmişi değiştirmek deyince hemen akla George Orwell'in ünlü distopik romanı 1984 gelir. Roman her şeyin Big Brother (Büyük birader) tarafından denetlendiği totaliter bir toplumda geçer. Romanın ana karakteri Winston Hakikat Bakanlığı"nda çalışmaktadır. Görevi her gün kendisine liste ile verilen "sakıncalı" kişilerle ilgili eski haberleri araştırıp bulmak, metinlerden bu isimleri silip, fotoğraflarını kaldırmak, yerine başka bir metin uydurmaktır. Böylelikle "sakıncalı" kişiler, adeta buharlaşırken, tarih o kişiler sanki hiç yaşamamış olarak yeniden yazılmaktadır. "Geçmişi kontrol eden geleceği; bugünü kontrol eden geçmişi kontrol eder."hiç kuşkusuz romanın en çarpıcı cümlesidir.

            Biraz dikkat edilirse, toplumsal belleğin silinişine ve resmi tarihin yeniden yazımının gerçekleştiğine tanık oluruz. Ulusal bayramların yapılmaya yapılmaya unutturuluşuna, ders kitaplarında Atatürk'ün Anadolu aydınlanmasını gerçekleştiren bir lider olmaktan çıkarılıp Osmanlı Devleti'nin herhangi bir komutanına indirgenmesine, "vatandaşlık" yerine "dindaşlık" kavramını yerleştirecek uygulamaların arttığına tanık oldukça, yeni bir toplumsal belleğin hummalı bir biçimde inşa edildiğini anlamaktayız.

 

            Kültürel anlamda birbirinden kopuk, çok parçalı bir topluma uzun zaman önce dönüştük. Parçalanma devam etmektedir. Yeniden yazılan tarihi kabul edenlerle bunu ret edenler arasında uçurum gittikçe derinleşmektedir. Toplumu tek tipleştirmek projesi çoğu zaman geri teper ve toplumu parçalamaktan başka sonuç vermez. 

 

  Bu yazı 4714 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI