Bugun...

UTANMAYI UNUTMAK

 Tarih: 21-07-2018 05:17:00

                "Nereye baksam utanacak bir şey var. Ama utanç da diğer şeyler gibi; insan onunla uzun süre yaşadığında mobilyalarından biriymiş gibi alışıyor". Salman Rushdie

                Sayısız kitap okumuşsunuzdur; yüzlerce film izlemişsinizdir. Okurken cümleler, izlerken replikler akar durur; çoğu belleğinizden silinip gider. İçlerinden çok azı ruhunuza yerleşir. Söz ile sizin rastlaşma anınız önemlidir. Sizin duyumsayıp da bir türlü ifade edemediklerinizi yansıtabiliyorsa o söz, kazınır içinize. Bu yazının ilk cümlesi olarak paylaştığım Salman,0 Rushdie'nin sözleri, yazarın "Utanç" adlı romanını okurken içime kazınmıştı. Ardından "aslında utanmamız gereken çarpıklıkların çoğalışına tanık oldukça, acaba utanılacak şeylere alışıyor muyuz?" sorusunu sordurmuştu bana.

                Daha bir kaç gün önce Şanlıurfa'da bir çocuk hekiminin kafasında hayati tehlike yaratacak şekilde parke taşı kırıldı. Hepimiz tıp eğitiminin zorluğunu, sağlık personelinin çalışma koşullarının ağırlığını biliyoruz. Bunları burada tekrar etmeye gerek yok. Bunca emeğin ve özverinin karşılığı bu olmamalı, diye düşünüyoruz; lakin şunun da farkındayız ki, bu olay  sağlıkta şiddetin ne ilkiydi, ne de sonuncusu olacak. Sorun sadece sağlık personelini koruyucu yasaların çıkarılması değildir. Gözü dönmüş utanmazları cezai yaptırımlar suç işlemekten caydırabilmiş olsaydı, dünyanın en huzurlu ülkeleri ceza yasalarında en ağır hükümler olan ülkeler olurdu.

                Yalnızca sağlık personeline mi utanmazca şiddet uygulanıyor? Nereye baksak şiddet var bu ülkede. Sokak ortasında kadınlar erkekler tarafından dövülüyor; hatta öldürülüyor. Çoğu insan utanmazca, tıpkı bir aksiyon film izler gibi durup izliyor bu vahşeti.

                Tecavüz edenin utanmadığı, tersine  tecavüze uğrayan kadının giyiminden dolayı suçlandığı tuhaf bir ülkede yaşıyoruz. Hiç kuşkusuz, utancın yeri değişmiş. Ahlak anlayışının  iki bacak arasına sıkışıp kaldığı toplumlarda, utanmak sadece mağdura düşer olmuş.

                Ya şu çalıp çırptıkları ifşa edilenlerin utanmazca tekrar aday olmalarına ne demeli? Nasıl olsa sandık başına gidince "çalıyor ama çalışıyor" diyecek seçmen var oldukça, onlardan neyin utancını beklemeliyiz ki? Ezilmişlik başkalarının gücüne öykünmeyi de getirir kimi zaman. Bu durumda gücün meşruiyeti, ahlaki zemini sorgulanmaz, sadece alkışlanır.  

                Bu konuda bir ikilem içerisindeyiz. Bir görüşe göre, toplumda zaten hep çarpıklıklar vardı. Basın ve sosyal medya eskiye göre daha etkin olduğundan, toplumun bu çarpıklıklar hakkında farkındalığı artmıştır, diyenler fazladır. Ne yazık ki ben, toplum içinde çürümenin eskiye oranla arttığını düşünen karşıt görüş sahiplerindenim.  

                Bu toplumda iyi/kötü, doğru/yanlış hakkındaki değer yargıları değişmiştir; o çizgi eskiye oranla çok aşağılara inmiştir. Bu nedenle utanç duyulması gereken olaylar olağanlaşmıştır. Çok sevdiğim bir dostumun önermesi ile incelediğim Alman sosyolog Von Götze'nin "Marjinal Moral teorisi" bunu açıklamaya faydalı olabilir. Toplumların ahlak yapısının bir alt sınırı vardır. O alt sınırda yaşayanlar bundan kazançlı çıkar ise, uzun vadede alt sınırda yaşayanların sayısı artar. Alt sınır bu ağırlığı taşıyamadığında hukuk ve ahlak kuralları gevşetilir; sınır daha da aşağıya çekilir. Böylece bir zamanlar "yanlış" olanlar "doğru"laşır, suçlar hoş görülür, cezalar hafifler, utanmazlar kendileri ile övünür.

                İnsanca yaşanabilecek bir ülke için o aşağılara inen alt çizgiyi yukarıya çekme zamanı gelmiştir. Bunun nasıl olacağı ise, bir başka yazının konusudur. Unutmamak gerekir ki, tarih yok olmuş insan toplulukları ile doludur.  Tarih kitapları bu yok oluşları savaş ya da yokluk olarak yazsa da toplumları çökerten sadece ve sadece o toplumun kendi insanlarıdır.

  Bu yazı 8633 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI