Bugun...

23 Nisan ama… - 24 Nisan 2019

 Tarih: 24-04-2019 09:16:00  -   Güncelleme: 28-06-2019 17:52:00
Kübra COŞAR

Dün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ydı. Milli Mücadeleden gururla çıkmış Türk devleti 1920’de Türk Milletini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’ni açtı ve egemenliği yüce millete adadı. Mustafa Kemal Atatürk gibi çağdaş, büyük bir lider bugünü çocuklara armağan ederek her yıl çocuk bayramı olarak kutlanmasını sağladı. Yani şu koca dünyada çocuklarına böyle güzel bir günü armağan eden, çocuklarımıza, kardeşlerimize, geleceğimize, bayram veren tek ülkeyiz. Tüm dünyaya kardeşlik mesajlarının verildiği ve her türlü sorunun el ele, kardeşçe çözülmesi gerektiğinin hatırlatılması bakımından “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” çok büyük önem taşıyor.

23 Nisan ülkemizin her yanında olduğu gibi şehrimizde de coşkuyla kutlandı. Bursa’daki birçok okul birbirinden güzel kutlamalar hazırladı. Okullar, sokaklar, caddeler çocuk cıvıltısından geçilmiyordu. Bursa protokolü her yıl olduğu gibi Heykel’de Ata’nın huzuruna çiçek bırakarak başladı güne. Ardından Nilüfer Cumhuriyet Alanı’nda devam eden törenlere yüzlerce öğrenci katıldı. Burada, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş ile Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem’in de aynı karelerde olması hepimize mutluluk verdi şüphesiz. Seçim zamanı iyice kızışan ve geride kalan yarış dün bize gösterdi ki birlik olunca, konu ülkemiz ve çocuklarımız olunca ortaya çok güzel manzara çıkıyor. Kenetlenince çok güzel oluyorsun Türkiye’m. Başkanlar her yıl olduğu gibi dün de koltuklarını miniklere bırakarak onları dinledi, isteklerine hayallerine kulak verdi. Ama diyorum ki çocuklarımız hatırlamak, onların hayallerine, düşlerine ve fikirlerine önem vermek sadece tek bir güne sıkışıp kalmasa. Bilimden sanata, çevreden şehre onlara daha yaşanılabilir bir dünya bıraksak keşke. Keşke kendilerini devamlı bir yarışın ve koşuşturmanın ortasında hissetmeseler.  Çevre demişken geçtiğimiz haftalarda, 16 yaşındaki küçük bir kızın Greta Thunberg’in çağrısıyla başlayan ve tüm dünyaya yayılan İklim Protestolarını hatırlatmak istiyorum. Bu protestolar geniş katılımla başlayıp Türkiye’ye de yayılmıştı. Çocuklar, gençler artık sizin düşündüğünüz gibi değil sayın büyükler. Sizin tasavvur ettiğiniz gibi kafalarını tablete gömen, teknoloji bağımlısı olmuş çocuklar pek kalmadı sanki. Bu çocuklar kendi kaderini tayin etmek istiyor. Anne babalarının kendi hayatları için çizdiği klişe, tek düze hayatı yaşamak istemiyor. Çocuklar başka bir gezenimiz yok, para hırsıyla, egolarınızla talan ettiğiniz ormanları, doğayı rahat bırakın artık diyor. Gelecekte, gölgesinde dinlenebileceği, nefeslenebileceği ağaçlar istiyor.

****

Peki ama neden Almanya?

Dün şüphesiz en çok konuşulan konulardan biri de bir televizyon programında hayalleri sorulan öğrencinin verdiği cevaplardı. Küçük kız “Almanya’da tıp okumak ve Alman vatandaşı olmak istiyorum” diyor. Bu kızın hayalleri, imza atmak istediği akademik başarılar bence herkesi düşünmeye sevk etmeli. Belli ki sadece eğitim anlamında değil sosyal hayatta da pek başarılı bir kız. Müzik aleti çalabiliyor, arkadaşlarıyla gezip sinemaya gidiyor, derslerine çalışıyor ve her anlamda kendini geliştirmeye çalışıyor. Peki ama neden Almanya? Şüphesiz bu çocuk hepimizden daha az vatansever, ülkesini herkesten daha az seven biri değil. Ama neden bu çocuklar bu duruma geldi. Korkuyorlar mı? Neden inançlarını kaybetmek üzereler. Belli ki düzeltemeyeceklerini düşünüyorlar. Hepimiz bırakıp gitsek, bu ülke için mücadeleden vazgeçsek geriye ne kalacak. Elbette her insanın kendini tanımladığı birden çok kimlik var. Çocuk olma kimliği, kadın kimliği, ait olduğumuz mezhepler ve inançların kimliği, kızımızın bahsettiği gibi doktorluk, meslek kimliği vb.. birçok kimliğe sahip olabiliriz. Ama bu ülke sınırları içinde yaşayan bu ülkenin vatandaşı olan bireyler hangi ortak kimliğe sahip olduğumuzu da bulmak zorundalar. Mücadelemiz akademik olarak müthiş bir kariyere sahip olmanın yanında bunlar da olmalı.

****

23 Nisan demişken asıl mesele

Dünyada Amerika ve Somali dışında bütün ülkeler 1948 yılında kabul edilen Çocuk Hakları Evrensel Beyannamesi’ne imza atmıştır. Bu bildirinin ilk maddesi de şudur: Her birey on sekiz yaşına kadar çocuk olarak kabul edilir. Her çocuk vazgeçilmez haklara sahiptir. Bu konudan hareketle biraz gerçeklere odaklanalım. Türkiye 2018 yılını “Çocuk işçiliği ile mücadele yılı” ilan etmişti. İş Kanunu’na göre,  ülkemizde 15 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasak ve 15 yaş üstü çocuklar da 35 saatten fazla çalışamaz. 2018’deki tüm çabalara rağmen çocuk işçi sayısı bir yılda 7 bin arttı. Uluslararası ILO raporuna göre de dünyada 152 milyon çocuk ağır işlerde çalışıyor. Ülkemizdeki en acı problemlerden biri de Suriyeli çocuklar oldu. Türkiye’de yaklaşık 1 buçuk milyon Suriyeli çocuk bulunuyor. 2018 yılında bunların sadece 655 bini eğitime erişebildi. Savaş mağduru Suriyeli çocuklar düzgün şartlara sahip olamadı. Birçoğu sigortasız düşük ücretle ve ağır işlerde çalıştırıldı. Kendilerine başka bir dünya kurmak isteyenleri ise bütün insanlığa bir utanç bırakarak Meriç’in sularında kayboldu.

  Bu yazı 4883 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI