Bugun...

1- HAYATA ANLAM VEREN NEDİR?

 Tarih: 22-11-2019 10:18:00  -   Güncelleme: 23-11-2019 17:44:00
Mehmet YILMAZ

Eğitime Katkı Payı adı altında öğrenci velilerinden bağış alınıyordu. Bir dönem için 20 lira olan bu bağış, hali vakti yerine olan bazı velilerin umurunda bile olmazken; o, bu bağışı getirememenin ezikliği içerisine okula gelmişti. Zor durumda olduklarını, katkı payını ödeyemediklerini belirtip , Azerbaycan’da iken durumlarının daha iyi olduğunu söyledi.

İçinde bulundukları şartlara üzüldüm. Azerbaycan Türk Cumhuriyeti olduğu için, “madem orada durumunuz iyiydi keşke gelmeseydiniz” dedim.

Bir anda kaşları çatıldı, ses tonunu yükseldi. “Siz vatansız yaşamanın ne demek olduğunu bilir misiniz hocam? Siz bayraksız yaşamanın ne demek olduğunu bilir misiniz?

Heyecanlı ve kızgındı. Yanlış anlaşılmış olmanın farkındaydım. “Bilemem, şükürler olsun vatansız da, bayraksız da değilim” dedim. “Türkiye’ye çocuklarımın bir vatanı olsun, gölgesinde hür yaşayacağımız bir bayrağımız olsun diye geldim. Aç, susuz kalabilirim, zor şartlarda yaşayabilirim, bunların hiç birisi kimliksiz kalmak kadar zor değil” dedi Safiye Hanım.

Kendisi Matematik Öğretmeni, eşi de Veteriner. O günlerde bir konfeksiyon atölyesinde ayakçılık, eşi de ekmek fırınında çalışıyordu. Bu satırları yazarken tekrar kendisiyle görüştüğümde Öğretmen olarak atandığını duyduğum ve çok sevindim.

Safiye Hanımın babası Muhammet Bey, 14 yaşındayken ailesi ile birlikte, dönemi Sovyet Birliği lideri Stalin’in emriyle 14 Kasım 1944‘te, sürgüne gönderilen Ahıska Türklerinden birisidir. Özbekistan’a yerleşirler.

 O dönemde, Ahıskalı Türklerinin şehirlere yerleşmeleri yasaklanır. Bulundukları yerlerden ayrılmalarına izin verilmez.  İzinsiz ayrılanlara ağır cezalar verilir. Bu yasak Stalin’in ölümünden sonra kalkar.

Özbekistan’dan Ahıska’ya yakın olduğu için 1957 yılında Azerbaycan’a yerleşir. Burada Türkçülük faaliyetlerinde bulunduğu gerekçesiyle 1971 yılında tekrar ailesiyle birlikte Özbekistan’a sürülür. Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla yeniden Bakü’ye yerleşir. Babasının vatan hasretiyle gittiğini, ölüm döşeğinde, son sözlerinin  “vatanımın karlı dağlarının suyu olsa da içebilsem!” Dediğini söylerken sesi titriyordu…

Viktor E Frankl Nazi toplama kamplarında; “Hayattan ne beklediğimizin önemli olmadığını, asıl önemli olanın hayatın bizden ne beklediğini öğrenmemiz ve umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu” diyor.

“Kamplardaki bir insana cesaret vermeye yönelik çabalardan söz ederken, ona gelecekte arayabileceği bir şeyi göstermemiz gerektiğini söylemiştik. Hayatın yine onun dönüşünü bir insanın beklediğini anlatmamız gerekiyordu.”

Her şeyini kaybeden, bütün değerleri yok edilen, açlığın, soğuğun, işkencenin, aşağılanmanın, biraz sonra başına ne geleceğini bilemeyecek  durumdakibir insan ne düşünebilir?

Fransa’da yapılan bir araştırmaya göre insanların %89’u uğruna yaşayacağı “bir şeye” ihtiyaç duyduğunu göstermiştir. Buna ek olarak araştırmaya katılanların %61’i yaşamlarında uğruna ölmeye hazır oldukları bir şey ya da bir insan bulunduğu yolunda sözler söylemişler.

7948 kişiyle yapılan başka bir araştırmada da öğrencilere neyin kendileri için “çok önemli” olduğu sorulduğunda deneklerin %16’sı “çok para kazanmak”, buna karşılık %78’i de “hayatta bir amaç ve anlam bulmak şıkkını işaretlemişler.

“Şunu söyleyebilirim ki dünyada,kişinin en kötü şartlarda bile hayatını sürdürmesine, hayatta bir anlam olduğu bilgisi kadar yardımcı olacak etki edecek olan başka hiçbir şey yoktur.”

Cengiz Aytmatov, “Gün Olur Asra Bedeladlı romanında kimliğini ve değerlerini yitiren bir topluluktan bahseder. Kitapta geçen “mankurt” hikâyesiyle hafızalarımıza kazır. Olaylar Sarı Özbek bozkırında bulunan Boranlı istasyonunda geçmektedir.

Yedigey’in çok eski ve yakın arkadaşı olan Kazangap ölür. Buna çok üzülür ve “keşke o yaşasa ben ölseydim” der. Bu düşüncesinde ağır basan kendisi öldüğünde defin için dini vecibeleri yerine getirecek bilgiye sahip birinin olmamasıdır. Kendinden sonra bunun yapacak birinin olmaması, kendi cenazesinin kaldırılacağı zamanı düşünerek derin üzüntüye kapılmasının sebebidir. Arkadaşı için bir cenaze töreni düzenleler. Vasiyeti gereği Nayman ananın yattığı Ata-Beyit mezarlığına defneder.

Romanda Nayman ana, JuanJuanlar tarafında esir edilen oğlu Colaman’ın yaşadığını ve “mankurt” olduğunun öğrenir. Oğlunu kurtarmak için arar ve bulur. Ancak ne var ki, Colaman anasını tanımaz. Geçmişiyle ilgili hiçbir şeyi hatırlamaz. Efendisinin emriyle yapma etme demesine rağmen öz anasını attığı okla öldürür. Nayman ana yere düşerken son sözleri de “Adını hatırla! Adını hatırla! Senin adın Colaman.  Kim olduğunu hatırla! Babanın adı Dönenbay! Dönenbay! Dönenbay!” olur. 

  Bu yazı 1514 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI