Bugun...
SON DAKİKA

Kurumları Kurallar Ayakta Tutar - 8 Nisan 2019

 Tarih: 08-04-2019 09:11:00
Mehmet YILMAZ

Seçim biteli bir hafta geride kaldı ama sonuçlar üzerindeki tartışmalar bir türlü bitmiyor.

Dün AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, "Organize usulsüzlük planlanmış, kapatılmaya çalışılıyor. Araştırdıkça çok vahim şeyler çıkıyor" diyerek, İstanbul'da tüm oyların yeniden sayılması için YSK'ya başvuracaklarını açıkladı.

Bilindiği gibi Yavuz, daha önce de seçimi kazanacağını düşünürken “Türkiye’de son derece güvenilir bir seçim ortamı var. Bir seçim mekanizması var, onu söylememiz mümkün. Türkiye’de en güvenilir kurumlardan bir tanesi Yüksek Seçim Kurumudur.” İstanbul’u kaybettiğini anlayınca da, “Gerçekten demokrasi tarihimizin en büyük şaibelerinden biridir bu seçim, dersem herhalde fazla abartmış olmam” demişti.  Durum şimdi böyle olunca insanın aklına farklı sorular da geliyor tabiî ki.

Seçimin güvenli yapılmasından sorumlu kim? Sandık Kurulları oluşturulurken kurallara aykırı davranılmış mıdır? Seçim sandıklarında en çok hangi partiden müşahit vardı? Oy sayımları sırasında yaşanan usulsüzlüklerle ilgili itirazlar olmuş muydu? Bu itirazlar nasıl karara bağlanmıştı? Seçim sonuçlarını bu kadar şaibeli hale getirmeye gerek var mı?

Dün İYİ Parti Grup Başkanvekili Yavuz Ağıralioğlu, katıldığı canlı yayında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Topal ördek” açıklamalarına tepki göstererek, “Ekrem İmamoğlu kazanırsa İstanbul’un kaynaklarına mı musallat olacaksınız? Belediye başkanını çalışamaz hale mi getireceksiniz? Bunu seçmene nasıl anlatacaksınız? Sizin aldığınız oyu itibarlı hale getirecek olan şey doğru işler yapmaktır. Önemli olan doğru işler yapılmasıdır. Binali Bey de kazanabilir, Ekrem İmamoğlu da kazanabilir. Belediye Başkanlarımızın hamisi olacak Cumhurbaşkanı. “Memleketimizin standartlarını yükselteceksek, herkesin itimat edeceği kurumları ayakta tutmamız gerekmektedir.  Her şey hakkıyla yürümeli. Bir oy bile fark etse, o oya dikkat edilmeli, hakkı verilmeli, sandıktan çıkacak sonucu herkes kabul etmelidir.  Demokrasi bunu gerektirir. Kaybeden kaybetmeyi de kabullenebilmelidir.

Daha sonra “Tayyip bey İstanbul’da 35 yıldır seçilenler arasında en az oy alandır” diye devam etti.

1994 Yerel Seçimlerinde İstanbul Belediye Başkanlığını %25,19 oyla Refah Partisi Adayı, Recep Tayip Erdoğan kazanmıştı. Bu seçimde Anavatan Partisi Adayı İlhan Kesici %22,14’le ikinci, Sosyal Demokrat Halkçı Parti Adayı Zülfü  Livaneli % 20,30’la üçüncü, 1989 seçimlerinde Nurettin Sözen’e karşı kaybeden ve bu kayıpta da  devrin Başbakanı, Anavatan Partisi Genel Başkanı Turgut Özal’ı sorumlu tutan Bedrettin Dalan da Doğru Yol Partisinden Seçime girmiş, %15,46 oyla  seçimi dördüncü olarak tamamlamıştı.

Partilerin Belediye Başkan Adaylıklarında aldıkları oy yukarıdaki gibiydi. Ancak, Türkiye genelinde İl Genel Meclisi oyları aynı sonuçları çıkarmıyordu. İl Genel Meclisi oy dağılımına göre Anavatan Partisi birinci, Refah Partisi ikinci, Doğru Yol Partisi üçüncü, Sosyal Demokrat Halkçı Parti de dördüncü olmuştu. %25’19 oy alan Refah Partisi de İstanbul’da hiçbir şekilde oy dağılımına göre Belediye Meclisinde gerekli çoğunluğu sağlayamamıştı.

 Bu pencereden bakıldığında “topal ördek” benzetmesi ne derece doğrudur? Bunu okurlarımın takdirine bırakıyorum.

Kurumlar hissiyatla değil kurallarla yönetilmelidir. Bu kurallara herkes riayet etmeli, kurallar herkesi bağlamalıdır. Gelişmiş toplumlarda, kurallardır toplumları ayakta tutan.

İnsanın insana güvenmediği, güvenin adeta zümrüdü anka kuşu misali kaf dağının arkasına gittiği sanılan topluluklarda kim kime nasıl güvenecek? Huzur nasıl sağlanacak? Sorumluluk sahipleri daha duyarlı davranmalı, bir an önce bu tartışmaları bitirmeli ve çözüm bekleyen sorunlara odaklanılmalıdır.

İlginç bir olay da önceki gün, kuruluşunun 99. Yılı dolayısıyla Anadolu Ajansı'nın Genel Müdür Şenol Kazancı’nın yanındaki heyetle Anıtkabir’i ziyaretinde yaşandı. Şenol Kazancı, Anıtkabir Özel Defterine yazmak yerine defteri karıştırarak önceki sayfalara göz attı. Bu sanırım herkesin aklına Ekrem İmamoğlu’nun sayfasına bakma gereği duyduğunu getirdi.

Sayın Genel Müdür, “Habercilik faaliyetlerini doğruluk temelinde ilk günkü görev bilinci ile yürüten Ajansımız, 99 yıl önce ateş altında başladığı bu yolculuğunu Türkiye Cumhuriyeti var oldukça sonsuza dek sürdürecektir” diye yazmıştı.

31 Mart gecesi televizyon kanallarına 13 saat boyunca veri akışının kesilmesi geldi aklıma.  Bunu da sizlerin takdirine bırakıyorum.

 

  Bu yazı 3336 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI