Bugun...

Muhafazakarlık, taassup ya da mankurtluk mudur? (1) - 23 Mayıs 2019

 Tarih: 23-05-2019 09:18:00
Mehmet YILMAZ

Konda’nın yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre, son on yılda ülkemizde “mutluyum” diyenlerin oranında büyük düşüş olduğu gözlenmektedir. Buna karşılık kendisini,  “ateist” veya “inançsız” olarak niteleyenlerin sayısal oranlarında dikkat çeken bir artış olduğu görülmektedir. Öte yandan “dindarım” ve “dindar muhafazakarım” diyenler azalırken, “geleneksel muhafazakarım” diyenlerin de sayısal oranları çoğalmaktadır. 

Muhafazakârlık, en yalın tanımıyla mevcudu, var olanı korumak, muhafaza etmek olduğuna göre, insanın doğası gereği araştırmada belirtilen oranın çok daha üzerinde olduğu göz ardı edilmemelidir.

Var olan durumu, maddi ve manevi değerleri koruma amacını güden düşünce tarzıdır.  Bir diğer deyişle bizi biz yapan, bizi diğer toplumlardan ayıran,  geleneksel ve sosyal değerlerin korunmasını isteyen politik felsefedir.

Muhafazakârlık, radikal toplumsal değişikliklere direnç gösteren siyasi bir duruştur. Her hangi bir düşünce akımıyla eşleştirilemez. Akla gelen her türlü düşünce akımının içerisinde yer alabilir.

Muhafazakârlık, Fransız ihtilali sonrasında Fransa’da meydana gelen hızlı toplumsal dönüşümün, İngiltere’ye de yayılabileceği kaygısıyla, bu hızlı toplumsal dönüşüme karşı, bir direnç oluşturmak için, ilk kez İngiliz filozof Edmund Burke tarafından teorik bir fikir olarak ortaya atılmıştır.

Her ne kadar sistemli bir düşünce olarak ilk savunan kişi, Edmund Burke  olsa da,  muhafazakârlığın varlığı çok daha eskilere, antik çağlara ve hatta ilk insanlara kadar dayanmaktadır. Muhafazakarlığıntemelini eldeki mevcudu korumak, muhafaza etmek düşüncesi oluşturmaktadır. Bu açıdan bakıldığında dinimizde eşrefi mahluk olarak tanımlanan insanın mutlu ve güven içerisinde yaşayabilmesini, canın, aklın, dinin, neslin ve malın korunmasını emretmiştir.

Bilge Kağan’ın, “ Türk, Oğuz beyleri, milleti, işitin: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini töreni kim bozabilecekti?”

Türk muhafazakarlığının temelini, “Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve fazileti” oluşturur. Binlerce yıldan beri tarihin derinliklerinden süzülüp gelen, önceliği adalet ve ahlak olan kadim Türk Töresi, İslam dininin temel esaslarıyla bir sentezi oluşturmaktadır.

Temelini adalet ve ahlakın oluşturduğu Türk Töresi de bizi biz yapan, bizi diğer toplumlardan ayıran değerlerin korunmasını, muhafaza edilmesini önemsemektedir.

Ne yazık ki denetimsiz televizyon programları, kontrolsüz internet ve diğer sosyal medya unsurlarıyla eğitimdeki belirsizlik çocuklarımızı kültürümüzden koparıp, bize yabancılaştırmaktadır.  Daha bebeklikte başlayan yabancılaşmada televizyon,  subliminal mesajlar içeren çizgi filimler,  internet ve akıllı telefonlar bizim çocuklarımıza kendi kültürümüzü vermemizin önündeki en büyü engeldir.

Peki,insan elinde olmayan bilmediği bir şeyi muhafaza eder mi? Neyi muhafaza ettiğini bilmeyen bir insana muhafazakar denir mi? Kendi mensubu olduğu toplumun değerlerinden yoksun birine muhafazakar denir mi?

Değerlere sahip çıkmak için o değerlerin bilinmesi gerekir. Türk Milletinin değerleri; dini, milli, ailevi, insani, estetik ve kültürel değerlerimiz. Adab-ı muaşeret kuralı. Değerlerden mahrum veya kopuk olarak yetişen gençlik, kültürel yıkımın etkisiyle başkalaşmaktadır.

 

 

 

  Bu yazı 2754 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI