Bugun...
SON DAKİKA

Sorumlu Kim? Suçlu Kim? - 16 Mayıs 2019

 Tarih: 16-05-2019 08:28:00
Mehmet YILMAZ

 “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu,                                                                       

Gelir de adl-i ilahi sorar Ömer’den onu.”

Canımız, malımız, güvenliğimiz... kime emanet?

Sahi seçimlerde sandığa attığımız oyların akıbeti kime emanet?

Son günlerin en fazla konuşulan konusu, “oylarımızı çaldılar.” Bu nasıl bir iddiadır? Peki elde delil var mıdır? Herhangi bir delil göstermeden bu tür konuşmalar toplumda bir karşılık bulabilir mi?

 Binali Yıldırım, “o işe kim tepki veriyorsa, oyları çalan onlardır” diyor.

Sayın Cumhurbaşkanı oy sayım ve döküm cetvellerinin de usulsüzlüklerle dolu olduğunu söylüyor.

Oyların çalındığı iddiası gerçeği yansıtıyor gibi gelmiyor. Varsayalım ki oylar çalındı.  Ak Partinin sandık görevlileri neredeydi? Ne yapıyorlardı? Neden müdahale etmemişler? Kaldı ki sandıklarda en fazla görevli bulunduran partidir Ak parti.

İptale gerekçe gösterilen sandıklarda hangi aday, ne kadar oy almıştır? Bunun da açıklanması gerekmez mi?

Seçim ve sandık güvenliğinden kim sorumludur? Muhalefetin seçim güvenliği konusunda bir etkisi var mıdır? Sandık kurulları kim tarafından atanmıştır? Neden zamanında itiraz edilmemiştir? Kendi görevini layıkıyla yapmayan, emanetindekini korumayanın yakınma hakkı var mıdır?

Şimdi de görevlendirdiğiniz, sizin kendi partiliniz olan sandık görevlileri tarafından mı kandırıldınız?

Seçmen listelerinin muhtarlıklara gönderilerek askıya çıkarılmaması dünün en çok konuşulan konusuydu. Daha sonra YSK Başkanı Sadi Güven, “31 Mart seçimlerinde oy kullananlar aynen kullanacak. Sadece kısıtlı seçmenler oy kullanacak. Seçmen listelerini siyasi partilerle paylaştık” diye bir açıklama yaptı. Burada da bir şaibeye meydan vermemek gerekiyor.

“Zaman, kızgın demiri soğutma zamanı” denmişti. Çok doğru ve yerinde bir cümleydi.  İnsanları umutlandırmıştı. Ancak daha sonra meydana gelen gelişmeler, bırakın kızgın demiri soğutmayı, yaptıkları açıklamalarla demirin altındaki ateşi söndürmesi gerekenlerin söylem ve davranışlarla demirin altındaki ateşe odun taşındığına şahit olduk.

Şehit Cenaze Törenine katılan Kemal Kılıçdaroğlu linç edilmek istendi. Saldırgan salıverildi. Birkaç gün önce Yeniçağ Gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ evinin önünde yedi kişinin saldırısına uğradı. Sopalarla kafasına vurularak öldüresiye dövüldü. Saldırganlar yakalandı ve savcılık tarafından salıverildi. Bu saldırılar iktidar mensuplarına veya yandaş gazetecilerden birine yapılsa sonuç böyle olur muydu?

İktidar mensuplarından bu saldırıları kınayan açıklamalar ya hiç yapılmadı, ya da çok geç ve cılız bir tonda açıklama yapıldı. Bu tür yaklaşımlar toplum vicdanını kanatmaktadır. Toplumda daha sonra kapanmayacak ayrışmalara sebep olur. Bu böyle devam etmemelidir.

 

Birlik ve beraberliğin sağlanması isteniyorsa,  gerçekten de seksen iki milyonun kaynaşması isteniyorsa, bu en tepeden başlamalıdır.  Yapıcı ve bütünleştirici dil en tepeden başlayarak aşağıya doğru inmelidir. Ancak ayrıştırıcı dil yerine bütünleştirici bir sevgi dili kullanırsak, insanlarımıza hoşgörülü davranırsak insanlar birbirine yakınlaşmaya başlar. Aksi takdirde, bırakın kızgın demiri soğutmayı, demiri iyice ısıtırız ki, bu da canımızı yakar!

Seçim kazanma uğruna her şeyi mubah sayarak insanları kutuplaştırmak doğru bir yol değil. Önce gönüller kazanılmalı, gönülleri kazandığınızda seçimi zaten kazanırsınız.

 

 

 

  Bu yazı 3204 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI