Bugun...

ANLAMAK İÇİN DİNLEMEK!-1 Eylül 2019

 Tarih: 01-09-2019 02:16:00  -   Güncelleme: 01-09-2019 12:54:00
Mehmet YILMAZ

İnsanlar arasındaki iletişimin dört temel etmeninden biri ve en önemlisidir dinlemek. Diğerleri de okuma, yazma ve konuşmadır.

 Okuma ve yazmayı öğrenmek için yıllarını harcayan insan dinlemeyi öğrenmek için ne kadar zaman ayırmıştır sizce?

İletişim içerisinde yüzde altmıştan daha faza yer kaplayan dinleme için ne kadar zaman ayırıyoruz? Karşımızdakini etkilemede dinleme mi yoksa güzel konuşma mı daha fazla rol oynar? Hiç şüphe götürmeyecek kadar açıktır dinlemenin etkisi. Ama biz yine de konuşmayı seçeriz.

Televizyon ekranlarındaki tartışma programlarına baktığımızda konuşmacıların çoğunun konuşmak, karşıdakiyle iletişim kurmak ve bir konuda uzlaşmak yerine kendi kafasındaki düşünceleri kabul ettirme gayreti içerisinde olduklarını görüyoruz.  Anlaşma zemini aramak yerine kendi düşüncelerini kabul ettirme çabası içinde olan insan iletişim kurma niyetinde değildir. Anlaşmak, karşısındakiyle aynı fikirde olmak da değildir. Anlaşmak karşıdakini anlamaktır! Bu da ancak ve ancak dinlemekle mümkündür. Karşısındakinin konuştuğunu dinlemeyen biri, onun ne konuştuğunu nasıl anlayacak? 

Dinlemek insanın ekmek su ve hava kadar elzem olan karşısındaki tarafından anlaşılma ihtiyacını da karşılayacaktır. Dinlemeye değer görmek bir insanı var etmek, ona can suyu vermektir.

Dinlemek sadece sahneyi görmek değil,  sahne gerisini de fark edebilmek anlamaktır. Dinlemek, dinliyormuş gibi yapmanın çok ötesinde bir eylemdir.

Dinlemek konuşmak için sıranın sana gelmesini beklemekten daha fazlasıdır. İnsanların büyük bir çoğunluğu karşısındakini dinlemek yerine, konuşma sırasının kendine gelmesini bekliyor. Ondan daha güzel cümleler kurmak için düşünüyor. Diğeri de konuşmayı bitirdiğinde, karşısındakinden daha güzel cümleler bulmaya uğraşıyor dinlemek yerine.

Karşımızdakini anlamak niyetiyle dinlemeye başladığımızda söylenenlerden daha fazlasını, söylenmeyen ancak anlatılmak istenenleri de anlayabiliriz.

Herkes konuşmak, karşısındaki tarafından dinlenmek istiyor, ama dinlemeye yanaşan yok. Eşler birbirini dinlemiyor.  Anne babalar çocuklarını, çocuklar anne babalarını dinlemiyor.  

Bazen sıkıntılı bir dostumuzun anlattıklarını dinlemek yerine başlıyoruz öğüt vermeye. Unutuyoruz onun sadece konuşmak istediğini. 

“Dinlemeni istediğim zaman öğüt vermeye başlarsan, senden istediğimi yapmış olmazsın. Senden beni dinlemeni istediğimde, bana niçin öyle hissetmemem gerektiğini anlatmaya başlarsan, duygularımı hiçe saymış olursun.

Senden dinlemeni istediğimde, kendini benim sorunumu çözmek için bir şeyler yapmaya mecbur hissedersen, belki biraz garip görünecek ama beni ortada bırakmış olursun.

Dinle! Bütün istediğim dinlemen; konuşman ya da bir şey yapman değil, sadece beni dinlemen… Kendim için bir şeyler yapabilirim. Çaresiz değilim. Cesaretim kırılmış ya da gücümü yitirmiş olabilirim, ama çaresiz değilim. Kendi kendime yapabileceğim ve yapmam gereken bir şeyi benim için yaparsan, korkuma ve yetersizlik duyguma katkıda bulunmuş olursun.

Ama ne kadar akıl dışı olursa olsun, gerçekten hissettiklerimi gerçek kabul edersen, ben de seni inandırmaya çalışmaktan vazgeçebilir ve bu akıldışı duygunun ardında yatanı anlamayı başarabilirim. Bu açıklığa kavuştuğunda, cevaplar da bellidir ve öğüde ihtiyacım kalmaz.”

Dostlarımızı dinliyormuş gibi yapmak ve seçici dinlemek yerine etkin dinlemek en iyisidir. Her şeye rağmen karşımızdaki bizi dinlemiyorsa kolunu tutup çekiştirmek yerine dilimizi tutmanız daha iyi olur.

 
  Bu yazı 2695 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI