Bugun...
SON DAKİKA

Bir Bahar Günü… - 25 Mart 2019

 Tarih: 25-03-2019 09:02:00
Z. Seven RAZGIRAT

Balkonumda iki sene önce alıp büyütmeye çalıştığım bir limon ağacım var. İki senedir yeni bir tane yaprak vermediği
gibi en ufak bir büyüme hareketi de gösterdiği yoktu. Satın aldığımdan bugüne kadar toprağına hiç el atmamıştım.
Çok kötü bir toprağa dikildiğini fark ettim bir gün. Toprağı değiştirdim. Hiçbir olumlu hareket görememiştim. Bu
hareketsiz hali yetmezmiş gibi bir de üzerine bir böcek dadandı. Günler geçtikçe dadanan böcek yüzünden eriyip
bitmeye başlamıştı. Durum böyle olunca iki hafta kadar önce; yani baharın yüzünü ilk göstermeye başladığı mart
ayının ilk günlerinde ben limon ağacından vazgeçtim. Fırsat bulup da toparlayıp atamadığım iki hafta içinde ise limon
ağacım bana bir ders verdi. Sen vazgeçersin ama doğa vazgeçmez dedi. Yepyeni bir dal, üzerinde onlarca tomurcukla
karşıladı beni…

Bu yaşadığımın üzerine bir düşünce belirdi kafamda. Doğa da vazgeçer miydi acaba bir gün bizden? Bir gün doğa da
savaşmaktan vazgeçer miydi? Bahar hiç gelmese ne olurdu? Tüm doğa kendisi için varmış gibi yaşayan insanoğlu bir
bahar günü yeniden doğmamayı tercih eden doğa karşısında ne durumda olurdu? Gerçekten; acaba kim kime
muhtaçtı?

Bizler doğanın bir parçası olarak yaşıyoruz. Ama bir süredir doğanın parçası olmaktan ayrılıp doğadan üstün görmeye
başladık kendimizi. Bunu dillendirmesek de doğanın bize karşılıksız sunduğu güzelliklerden faydalanırken sanki hiçbir
zaman sonu gelmeyecekmiş gibi hoyratça davranışımızdan anlayabiliyoruz bunu. Çoğu zaman bizim dışımızda var
olan canlılara hiç nefes alanı bırakmayacak kadar bencilleşiyoruz. İnsanların doğayı anlama çabası, günümüzde
anlamaya çalışmaktan hâkim olmaya doğru çok şiddetli bir değişim göstermiş durumda. O kadar ki insanların
insanlara davranış şekillerini irdelemekten başka canlılara davranışlarını dile getiremez olmuş durumdayız. İnsani
değerlerimin kaybı, vicdanımızın körelişi ve benmerkezci dönüşümlerimizde doğanın bir parçası olmaktan vazgeçip
doğaya hükmettiğimizi yanılgısına düşüyor olmamız yatıyor olamaz mı?

Her şeyin merkezinde olmayı isteyen insanoğlu dünyayı da kendi ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmeye çalışıyor.
Bu şekillendirme çabası da insanın kendisini diğer tüm canlılardan üstün görmesi gibi bir noktaya taşıyor durumu.
Bunun yanına bir de her şeye hükmetme ve kontrol etme çabası da eklendiği zaman işte bugüne geliyoruz. İnsanın bu
noktada atladığı en önemli konu ise sürdürülebilirlik… İnsanoğlu henüz yeryüzünde yokken var olan bir yaşam
döngüsünün kendisi olmadığı zaman da kesintisiz devam edeceği gerçeği. Unutmaması gereken; bir ağacı keserken
onun kökleriyle tutacağı toprağa, yapraklarıyla davet edeceği yağmura her zaman ihtiyacı olduğu gerçeği. Kendinden
başka bir canlıya zarar verirken aslında o canlının istese kendisine çok daha büyük zararlar verebileceğini bilip bunu
yapmamasındaki büyüklüğü anlaması…

Ne suyumuz sonsuz, ne de havamız… Bir gün bahar da gelmeyebilir, güneş de doğmayabilir. Nesli tüketen her hayvan
türünde, kirletilen her damla suda, yok olan her hava kaynağımız olan ormanda bir daha bir daha hatırlamamız
gerekiyor. Doğa bize hiç vazgeçmeden her bahar yeniden doğarak tüm güzelliklerini döküyor. Tek beklediği ise saygı
ve sorumluluk… Çünkü Victor Hugo’nun dediği gibi: Hepimizin ortak bir annesi vardır: Toprak. Aynı bizi dünyaya
getiren annelerimiz gibi değil mi? Biz bir verdiğimizde üç olarak geri aldığımız annelerimiz…

Doğayla iç içe, doğayla eşit yaşamış olan Kızılderililerin doğaya duydukları minneti anlatan onlarca sözünü
okumuşsunuzdur. Birinde diyor ki: ” Doğa kanunları, insan kanunlarından üstündür. İnsan kanunlarını ihlal edenler
avukatların, yargıçların elindedir ve çoğu zaman suçlular bile kurtulur. Ama doğa kanunu öyle değil. Doğa kanunlarına
karşı gelirseniz, gerçekten cezalandırılırsınız – hem de çok kötü. Doğa kanunlarından biri, her şeyi temiz tutmaktır,
özellikle de suyu. Suyu yok ederseniz, yaşamı yok edersiniz. Bunu herkes bilir. Toprak Ana üzerindeki tüm yaşam,
temiz suya bağlıdır, ama biz hala her türlü pislikle suyu zehirlemeye devam ediyoruz. Sizin kanunlarınız buna tamam
diyebilir, ama hayır, tamam değil. Doğa kanunları insan kanunlarını dikkate almaz. Doğa kanunlarıyla oynayamazsınız.
Suyu öldürürseniz, yaşamı öldürürsünüz – kendinizinkini de. İşte doğa kanunu budur.. Diğer bir doğa kanunu da tüm
yaşamların eşit olduğudur. Bizim felsefemiz bu. Yaşama saygı duymanız gerekir – tüm yaşamlara, yalnızca
kendinizinkine değil. Toprağa saygı duymazsanız, onu yok edersiniz. İnsanoğlu bazen yönetici konumunda olduğunu
düşünüyor, ama değil. İnsan yalnızca bütünün bir parçası… İnsanın sorumluluğu var, gücü değil.”

Bu sene de bahar geldi. İyi ki geldi, hoş geldi… O zaman yeni doğan doğayla kucaklama vaktidir.

  Bu yazı 2506 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI