Bugun...
SON DAKİKA

Yaş almak... - 1 Temmuz 2019

 Tarih: 01-07-2019 09:16:00
Z. Seven RAZGIRAT

İnsanın gözünün önüne geliveren bir sahneyi anlatmak isterim. Bir Yeşilçam klasiğidir. Büyük bir dert ile karşılaşan asıl kadın ya da asıl adam çok acı bir müzik eşliğinde birden bire tüm saçlarının beyazlaması ve yüzünün birden bire çökmesiile baş başa kalır. Bir film olarak oldukça abartılı bulunup, çoğu zaman bir gülümseme ile izlense de; insan zaman zaman düşünmekten kendini alamıyor. İnsan ne zaman gerçekten yaşlanır? Ne zaman sadece yaş alır?

Bu haftaömrümden bir yıl daha geçti. Daha ne kadar kaldığını bilemiyorum. Ne kadar zamanım kaldığını bilseydim farklı bir hayatım olur muydu bilemiyorum. Yaş aldığımız günlerde; çoğumuz bir yılı daha tüketmiş olmaktan dolayı bir burukluk yaşıyoruz. Burukluk ömrümüzün tükenmesine bir adım daha yaklaşmaktan mı, yapmak istediklerimizi yapacak vaktimizin azalmasından mı, yoksa sadece basitçe gençliğin geride kalıp adım adım yaşlılığa adım atmaktan mı olduğunu çok yorumlayamıyorum. Herkesin nedeni farklı olabilir.

Kesin olan gerçek… Gün gelip hepimizin derilerinin sarkacağı, ellerimizde lekeler oluşacağı, ne yaparsak yapalım yüzümüzde yılların derin izlerinin oluşup, damarlarımızın kendilerini iyice göstermeye başlayacağı. Yorgun bacaklarımız zaman zaman bedenimizi taşımakta zorlanacak ve aksayacak, saçlarımız azalacak ve bembeyaz olacak, dişlerimiz bizi tek tek terk edecek… Belki de zamanın adaletidir bunları herkesin yaşıyor ve yaşayacak olması. Gün geçtikçe çizgilerin yüzümüzde oluşması kaçınılmazdır, sonsuza kadar müdahale etmek imkânsızdır. Ama elimizde olan; yüreğimizde çizgilerin oluşup oluşmamasına müdahale edebilmektir. İnsanlar gün gelip mutlaka yaşlanacağını bildikleri vücutlarına bu kadar takılıp, bu kadar uğraşırken, beslediklerinde ve vazgeçmediklerinde asla yaşlanmayan ruhlarına neden sırtlarını dönerler?

Hayata nasıl baktığın belirliyor yaşlanıyor ya da sadece yaş alıyor oluşunu. Kendi bakışın belirlediği kadar, çevrendeki insanlar da zaman zaman etkileyebiliyor. Umutlarından, hayallerinden vazgeçmiş, tamamen kendini geçen zamanın akışına terk etmiş, gün dolduran insan kaç yaşında olursa olsun yaşlı hissediyor. Sadece kendini çökertmekle de kalmıyor aynı enerjiyi vererek çevresindeki insanlara da etki edebiliyor.

Yaşamaktan vazgeçenler yaşlanıyorlar. Oysa dünyadaki en güzel ve ölümsüz eserler kişilerin vefatlarına yakın, geç yaşlarında hayat buluyor. Ruhunun gençliğini kendine ne kadar inandığın, ne kadar cesur olduğun, ne kadar sevdiğin ve sevildiğin belirliyor. Korkuların, yenilmişlik duyguların, elinden bir şey gelmeyen çaresizlik hallerindir seni yaşlandıran… Sırf bu sebeptendir aslında; yaşlılık halinin geçen yıllara ya da yaşa bağlı değil, insanın ruhuna bağlı oluşu. Ağır ameliyatlardan sonra hayata bağlı olmak, amacı olmak gibidir genç kalmak ya da yaşlanmak. Anesteziden uyanmak için sebebi olmasıdır insanın.

Ben her şeyin daha sakin göründüğü, ancak büyümeye devam etme niyeti taşıdığım yaştayım.

Rüyalarıma parmaklarımla dokunabildiğim ve dilek dolu düşüncelerimin umut haline geldiği yaştayım.

Ben, aşkın bazen deli bir alev olduğu, arzunun ve tutkunun ateşinde tüketilme heyecanı duyduğum; bazen ise kumsaldaki gün batımı gibi bir huzur cenneti olduğu yaştayım.

Ben kaç yaşındayım? İlla bir sayı söylemek gerekmiyor çünkü gerçekleştirdiğim hayallerim, yol boyunca kırılan umutlarımı gördüğümde döktüğüm gözyaşlarım; bir iki sayıyla anlatılamayacak kadar değerlidir.

Yirmi, kırk ya da altmış yaşındayım, ne olmuş yani?

Önemli olan, benim hangi yaşta hissettiğimdir.

Özgür ve korkusuzca yaşamak için olmam gereken yaştayım. Bu yolda korkusuz bir şekilde yürümem için, edindiğim tecrübelere ve tutkularımın gücüne dayanıyorum.

Kaç yaşındayım? Kimin umurunda!

Korkularımı yenecek kadar uzun süredir hayattayım ve ne istersem, ne hissedersem onu yapacak yaştayım.

JoséSaramago

  Bu yazı 6083 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI