Bugun...

Çok Geç… - 22 Nisan 2019

 Tarih: 22-04-2019 09:11:00
Z. Seven RAZGIRAT

Hepimiz zaman zaman kendimize hayatımızla ilgili benzer telkinlerde bulunmaya çalışırız. Nefes almaya devam edebilmek, hayata bağlı kalabilmek ya da umutlarımızı daima canlı tutabilmek adına yaparız bunu. Geçip giden zamana, ilerleyen yaşımıza, hayatımızın yolunuçizen yaptığımız tercihlere, yaptıklarımıza ya da vazgeçtiklerimize baktığımızda iki duygu çöker üzerimize…

İlki hayatımızda yaptığımız öyle şeylerdir ki aslında hata olduklarını ya da istemediğimizi çok geç kavrarız. Ve belki de hayatta“çok geç”ten daha kötü bir şey yoktur.

Diğeri ise aslında hiçbir şey için geç olmamasıdır. Ne hayatımızı değiştirmek ne de yaşama sevincimizi bulmak için. Her gün yeni bir başlangıç için yepyeni bir sayfadır.

Hangisi doğru peki? Her zaman istediğimiz her şey için zamanımız var mı gerçekten, yoksa bazı şeyler için geç kalmış oluyor muyuz? Bizi geleceğimiz için uyaran kamu spotlarına sıkça denk gelmişsinizdir. Genelde onlarda slogan “çok geç olmadan” şeklinde başlar. Acaba bizler için “artık çok geç” diyebileceğimiz durumlar neler olabilir?

Bir yere yetişmek amacıyla aşırı hızla sürdüğümüz arabamız ile çarptığımız bir canlıya verdiğimiz zararı geri almak imkânsızdır. Çok geçtir artık, zarar verilmiştir. Fazla düşünmeden, karşımızdaki insanda yaratacağı hisleri anlamadan sarf ettiğimiz düşüncesizce söylenen bir sözün verdiği zararı telafi etmek de imkansızdır aslında. Sonradan fark edip defalarca özür de dilesek, gönlünü kırdığımız insanın gönlünü almak için çok da uğraşsak yaşatılan kırgınlıkları tamir etmek imkânsızdenebilecek kadar zordur. Hata ne kadar küçük de olsa kırılmış bir porselen parçası gibi yapıştırılsa da insan gönlü asla eski şeklini alamayacak bir hale gelmektedir. Çok geçtir artık, söz ağızdan çıkmıştır. Çok sonraları anlaşılan değeri bilinmeden yok yere harcanmış zamanlar, fazlaca verilmiş değerler, fedakarlıklar, hoyratça kullanılan bedenimiz, hiç bozulmayacakmış gibi yüz vermediğimiz sağlığımız… Ancak kaybettiğimizde değerini anladığımız ama dönüşü olmayan her şey…

Tüm bu çok geçlerimizdeki ortak nokta ise, aslında direksiyonun bizim elimizde olduğunu fark edemeyişimiz oluyor. Ya direksiyonumuzu düşünerek çevireceğiz… Ya da direksiyonumuzu çevirdiğimiz noktadan pişmanlık duymayıp eğer vardığımız noktadan memnun değilsek daha uygun bir noktaya doğru rota çizeceğiz… Aslında mecburiyetlerimizin içinde bile kendimize farklı bir rota çizebilme umudunu ve kabiliyetini yaşatacağız.

Bunu yapanlar bize örnek olacaklar…

Daha önce hiç binmediği halde 67 yaşında kendisine hediye edilen bisiklete binmeyi öğrenen ve birçok acı yaşadığı halde hayata devam etmeye çalışan Tolstoy’dan bir ışık süzülebilir mesela hepimize…Tüm yaşadıklarından sonra Tolstoy “Hayat ne gideni getirir ne de kaybettiğin zamanı geri çevirir. Ya yaşaman gereken zamanı yaşayacaksın ya da yaşamadım diye ağlamayacaksın.” demiştir.Çok geç midir gerçekten?

62 yaşında Düşünen Adam heykelini yapan Rodin’e…

67 yaşında bisiklete binmeyi öğrenen Tolstoy’a…

75 yaşında Othello’yu besteleyen Verdi’ye…

82 yaşında Faust’u yazan Goethe’ye…

86 yaşında Selimiye Camii’ni tamamlayan Mimar Sinan’a…

87 yaşında Pieta’yı tamamlayan Michelangelo’ya…

Ve buraya sığdırma şansım olmayan daha yüzlercesine baktığımızda, insan sormaz mı kendine “yaşamak, sevmek ve üretmek söz konusu ise, hiç çok geç var mıdır ki hayatta?”

  Bu yazı 2200 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI