Bugun...

Yalnızlığı Beslemek - 28 Ocak 2019

 Tarih: 28-01-2019 08:12:00
Z. Seven RAZGIRAT

En büyük yalnızlık anlaşılamamaktır…
Geçen hafta çok uzun süredir olmadığım kadar kötü hasta oldum. Yorganın altında üşüyerek, ateşlenerek tir tir titrerken yalnızlık üzerine de düşünme fırsatım oldu. Bırakın kalkıp kendime çorba yapıp ilaç almayı burnumu bile yataktan çıkaramazken, yalnızlığın aslında her zaman çok da güzel bir şey olmadığını düşündüm. İnsan güçlüyken yalnız yaşarmış gibi gelse de zayıf anlarında yanında bir el, bir ses arıyormuş. Peki, insanın yalnız kalmaması hasta olduğunda bir çorba yapanı olması mıdır gerçekten?
Neden evleniyoruz? Gerçekten çok sevdiğimiz ve beraber bir hayatı paylaşmak istediğimizden mi yoksa yalnız kalmaktan endişe duyduğumuzdan mı emin değilim. Her ne sebepten olursa olsun çoğu insanın evlendikten sonra bile yalnızlıktan kurtulamadığını görüp üzülüyorum. Çünkü; aslında yalnızlık çevrenizde bir ses olmaması değil, çevrenizde büyük büyük gürültüler varken bile kendini ifade edememekten kaynaklanıyor. 
Karşındakini anlamaya çalışmak; üzerinde büyük emekler, sabır, gayret ve en önemlisi güven isteyen bir konu ve tarafların tüm samimiyetini ister. Öyledir ki; zaman zaman karşındakinin kelimelerle cebelleşmesi bile gerekmez. Samimi bir bakış karşısındakinin gözlerinden ve beden dilinden bile anlar ne demek istediğini. Ancak sevgi ile, güven ile yaklaşan kişi bu samimiyeti yakalar. Çoğu insan kendi mutluluğuna o kadar odaklanmıştır ki yanı başındakinin mutluluğu ile ilgilenmez. Oysa ancak mutlu insan mutluluk verir. Mutlu olmayan bir insanın çevresine mutluluk vermesini ve sağlıklı olmasını beklemek, kurumuş bir nehirden balık tutmayı beklemek kadar anlamsız ve boştur.
Bir çoğumuz aynaya bakar gibi bakıyoruz eşimize. Aynada görmek istediğimiz, kendimizce ideal olan biziz. Eşlerimizin, sevdiklerimizin kafamızda şekillendirdiğimiz ve konumlandırdığımız noktada olduklarına inandırmak eğilimi hepimizde var. Aslında hiçbiri aynadaki yansımamız olmamasına, her birinin ayrı karakterleri ve hayata bakış açıları olmasına rağmen bunu yaptığımız için kendi kendimize yarattığımız dünyanın içinde kendi hayal kırıklıklarımızı kendimiz yaratıyoruz. Olduğu gibi kabul etmediğin kimseyi gerçekten sevmiş sayılmazsın. Oysa insan en güçlü ve en zayıf halleriyle kendisidir. Ve her haliyle kabul edilmeyi umut eder.
Kendi yalnızlığımızı karşımızdakinin yalnızlığına ekleyerek ancak içinden bir türlü kurtulamadığımız hapishaneler yaratabiliriz. Bu şekilde parça parça azalır insan. Ne büyük tezattır aslında hayat ile matematik arasındaki bu durum. Paylaştığında elindekilerin azalacağını düşünürken, aslında karşısındakini tükettiğinde azalır insan.
Tertemiz, düzenli, hiçbir eksiği olmayan evler kurmak için uğraşıp duruyoruz. Dışarıdan bakıldığında hiçbir eksiği olmamalı, tam ve güzel görünmeli isteği ile çabalayıp duruyoruz. Bu esnada belki de evi ev yapan şeyi çoğu zaman atlıyoruz. Bir evin güzelliğinin içindeki uyum, bağlılık, huzur, mutluluk ve sevgi olduğunu atlıyoruz. Mobilya mağazasında vitrin olurcasına şekillendirmeye çalıştığımız evlerin içinde, mutlu kahkahalar ve yaşanmışlıklar olmadığı sürece kalabalıkların yalnızlığımıza çare olmasını beklememiz pek de mümkün görünmüyor doğrusu…
“Hayat, çarpar ya ağırlığını camlarına evlerin, ışıklara aldanmayın, evler de yalnızlıktır, evler de… 
Siz çekersiniz gece büyür, gece çeker de bazen siz küçülürsünüz; geceler yalnızlıktır…
Yalnızlığın tablosunu çizer ufukta biri, atlasını yalnızlığın uzak sularda bir gemici; birileri sınırlar koyar, haritalar basar biri. Oysa harita basan bütün matbaalar suçlu, bütün silgiler yalancıdır. Haritalar yalnızlıktır… 

Kaç bin ışık yıl uzağız belki de en uygar gezegene. Ay tutulursa ay orda bir yalnızlıktır.

Yalnızlıktır emzirdiğimiz göz göre göre…” – Yılmaz Odabaşı

 

  Bu yazı 7111 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI