Bugun...

Ne Münasebet… - 18 Şubat 2019

 Tarih: 18-02-2019 08:20:00
Z. Seven RAZGIRAT

Hepimiz savunma mekanizması çok kuvvetli insanlarız. İster özel hayatımızda ister iş hayatımızda olsun çoğu zaman hatalarımızı, yanlışlarımızı ya da başarısızlıklarımızı sahiplenip dersler çıkararak kabullenmek yolunu seçmiyoruz. Oluşan durumu düzeltmeye çalışmak yerine; başka birini veya birilerini suçluyoruz, ya da kendimizi de çok güzel ikna ettiğimiz bambaşka sebepleri öne sürmeye çalışıyoruz.
Daha küçücükken ayağımız takılıp yere düştüğümüzde ya da başımızı masaya çarptığımızda hata bizde olmasına rağmen yeri ya da masayı döven bir bakış açısı ile hayata başlıyoruz. Aslında hata bizim. Takılıp düşen ya da dikkatsizlik ederek kafasını masaya çarpan biziz. Ama suçlanan ve kendisine kızılan zemin ya da masa oluyor. Kendi hatalarını fark edip düzeltmekten adım adım uzaklaştıran bu yaklaşım ömrümüz boyunca da bizimle yaşıyor ve sürekli kendini birçok durumdan sıyırma çalışmalarına vesile oluyor.
Devamında bu ruh hali okul hayatında da bizi takip ediyor. Başarısız olduğumuz bir sınav sonrasında eksik çalıştığımız noktaları değerlendirmek ya da nereye daha fazla çalışmamız gerektiğine kafa yormak yerine başarısızlığa sebepler üretmeyi tercih ediyoruz. “Sınav çok zordu. Öğretmen bizimle uğraşıyor.” Bu tip cümleler daha arttırılabilir. Daha onlarcası söylenebilir. Yeter ki durumun sebebi ve sorumluluğu aktarılabilsin.
Toplumsal sorumluluklardan kaçışa geçmeden kişisel hayatımızdan devam ediyoruz. Arkadaşımızın farkında olarak ya da olmayarak kalbini kırdığımız anda bile savunmamız kendimizi durumdan uzaklaştırır şekilde oluyor. “Sen de ne alıngansın canım…” Oysa her insan hata yapar. Her insan zaman zaman farkında olmadan kalp kırar. Önemli olan bunu fark ettikten sonraki davranış tarzıdır. Kişinin hatasını düzeltmeye çalışmaktaki sorumluluk alışı ve titizliği o kişinin insanlık derecesinin işaretidir.
Çevremizde çoğu evlilikte yaşanan sorunun hatayı kabullenememe ve sorumluluğunu bambaşka sebeplere bağlama çabası olduğunu düşünüyorum. Taraflardan birinin saçını süpürge ettiğine ve canla başla elinden ne gelirse yapıp bir türlü karşıya yaranamadığına inanması; diğerinin kendince karşısındakini prensesler gibi yaşattığını ama bir türlü mutlu edemediğini düşünmesi de benzer durumlar. Kendisinde asla kusur aramayan, karşısındakinin mutsuzluğunun sebebini anlamaya ve görmeye çalışmayan bir durum yaratıyor. Hatta tam tersi olarak ortada bir sorun varsa bunun sebebinin asla kendisi ile ilgili olmadığına inanan ve daima sorumlulukları başkalarında bulmaya çalışan insanlar haline dönüşüyoruz. 
Bireyde başlayıp toplumun en küçük insan gruplarında da benzer şekilde seyreden bu durum doğal olarak büyüyerek topluma da aynı şekilde etki ediyor. Toplumsal olaylarda da bizler asla kusurları, hataları ya da eksiklikleri kendimizde aramıyoruz. Sorun bizde değil ki. Her zaman bir başkasında… 
Şöyle sokaklara çıkıp da önümüze çıkan herkese “mükemmel misiniz?” diye sorsak bir grup fazla özgüvenli insan dışında çoğu insan “ne münasebet…” diyecektir. Çoğu insan, insanoğlunun kusurlu olduğunu ve hata yapabileceğini kabul eder. Ama iş kendi yaşamımızda, kendi ilişkilerimizde hatalarımızı kabullenmeye geldiğinde nedense bu yanlışların sorumluluklarını almakta aynı derecede samimi olamıyoruz. O zaman da aynı sözler dökülüyor dilimizden: “ne münasebet, benim ne kabahatim var ki…”
Aslında gerek toplum olarak ilerleyebilmenin gerekse kişi olarak huzur bulup geleceğe doğru daha emin yürüyebilmenin en sağlıklı yolu kişinin geçmişte yaptığı hata ve eksikliklerle yüzleşmesi olduğu açıktır. Yaptığı hatalardan ders çıkararak düzeltmeye çalışmak, yapmadığı eksikliklerden kaynaklanan sorunların çözümlenebilmesi için eksiklerini tamamlamaya çaba göstermekten başka da çaresi yoktur. Ancak ve ancak bu şekilde bir toplumun sağlıklı gelişimi sağlanabilecektir.

“Hatanın en büyüğü, hatalı olduğunu bilip de onu düzeltmenin çaresine başvurmamaktır.” – Konfüçyüs 

  Bu yazı 5946 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI