Bugun...

Sokakların canı… 21 Eylül 2018

 Tarih: 20-09-2018 22:30:00  -   Güncelleme: 20-09-2018 22:48:00
Zeki Gürdal KARAOĞLU

Bu hafta sokaktaki hayvanlardan söz etmek istiyorum. Son zamanlarda toplumumuzda sokak hayvanlarına karşı epey bir duyarlılık oluşmuş durumda. Bu  sevindirici ama ne yazık ki yeterli değil. Belediyelerin hayvan barınakları içler acısı. Belediyelerin iyi niyetine rağmen mevcut imkanlar yetişmiyor.

 

Bir de tatilci İstanbulluların sokaklara, sayfiyelere attığı canlar…

Kendinden gayrı bir başka canı düşünmeyene ne denir bilemedim…

Aslında biliyorum da yazamadım…

 

İnsanlar dururken hayvanları mı düşüneceğiz diyenler olabilir ancak canlıları sıraya sokmayı kim öğretti bize?

 

Keşke imkan olsa da o hayvanlar yollarda, sokaklarda dolanmak zorunda kalmasalar. Ama ne yazık ki sokaklarımızda bu canlılar ve biz de bu canlılardan sorumluyuz.

 

Sokak hayvanına çarpmamak ile kendimiz arasında seçim yapmak zorunda kaldığımızda doğal olarak hayvana çarpmayı tercih ediyoruz. Bu düşünce de o kadar da anormal değil. Ancak çarptıktan sonra durmadan ilerlemeye devam etmek normal değil. Bir insana çarptığınızda durmasanız ve devam etseniz yasalar karşısında direkt olarak suçlu sayılıyorsunuz. Ama bir hayvancığa çarpıp devam ettiğimizde teknik olarak herhangi bir suç yok... Ancak vicdani olarak net suçluyuz. Durup müdahale etsek o çarptığımız canlının hayatını kurtaracağız. Bu müdahale esnasında harcayacağınız paradan korkmayın. Çünkü üniversitelerin veteriner fakülteleri getirdiğiniz sokak hayvanlarına ücretsiz olarak bakıyorlar. Bildiğim kadarı ile pek çok evcil hayvan hastanesi de bu tip acil durumdaki hayvanlara yine ücretsiz bakıyor. Sadece zaman kaybedersiniz ama bir canı kurtarmak için kaybettiğiniz zamana değer. Ve bu sürecin sonunda elinizde kalan manevi tatmin dünyalar değerinde.

 

Sizinle küçük bir de hikayemi paylaşayım; bundan üç ya da dört yıl önce bir gün arabamın üstüne konmuş bir güvercin gördüm. Hatta çok sevimli diye fotoğrafını bile çektim. Arabaya doğru gittiğimde güvercinin kaçmaması bir tuhafıma gitti ama “Sultanahmet Meydanı’nda da kaçmıyor bu hayvanlar” diye düşündüm ve arabama bindim. Ancak arabayı hareket ettirdiğimde kuş uçmak yerine arabanın üstünden düştü. Hemen durdum. O zaman fark ettim ki kanadı kırılmış. Ufak bir kovalamacanın ardından kuşu yakaladım. Bir kutuya koydum, o gün hemen Uludağ Üniversitesi’nin Veteriner Fakültesine gidemediğim için güvercini bir gece evde konuk ettim. Ertesi gün güvercini Veteriner Fakültesinin acil servisine bıraktım. Hayvanla ilgili bir kaç kayıt soru sormalarının ardından hayvanı aldılar. İçim biraz huzursuzdu ancak oradaki hocalar ve öğrenciler; kendilerine sık sık böyle hayvanların geldiğini, tedavinin ardından hayvan tam sağlığına kavuşmadan salmadıklarını söylediler. Para verip vermeyeceğimi sorduğumda ise böyle durumlarda ücret almadıklarını söylediler. Güvercini oradaki uzmanların emniyetli ellerine bırakıp, huzur içinde işime gücüme devam ettim.

 

Sonuç olarak, sokakta gördüğümüz yaralı bir hayvan için harcayacağımız bir iki saat, bir canlının hayatını kurtarabilir.  Bir hayat kurtarmanın manevi ve psikolojik karşılığının ise dünyalara bedel olduğunu düşünüyorum.

 

Bu haftalık da bu kadar. Gelecek haftaya kadar sağlıcakla kalın...

  Bu yazı 3022 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI