Aslı Özkırım
Aslı Özkırım
asliozkirim@kentgzetesi.com
PANDEMİ SÜRECİNDE ARI ÜRÜNLERİ NASIL KULLANILMALI?
  • 0
  • 03 Ocak 2021 Pazar
  • +
  • -

2020 yılı pandemi ile birlikte sağlığı koruma ve bağışıklık sistemini güçlü tutma arayışlarını daha popüler hale getirdi. Arı ürünleri de sağlığı korumada en mucizevi ürünler arasında yer alıyor. Hem vitamin, protein ve mineral içerikleri, hem de anti ile başlayan birçok yararlı özellikleri (antimikrobiyal, antioksidan, antiviral, antioksidan, antitumoral vb.) ile gündemin en gözde ürünleri arasındalar. Ancak, çağımızın hastalığı olan iyi olanı tek yönüyle değerlendirme, yalnızca iyi olan yönlerini parlatma, nelere iyi geldiğini anlatırken, olası risklerinden bahsetmeme kandırmacasına maalesef çoğumuz düşüyoruz. Hele ki COVID-19 fırsatçılığı olarak adlandırabileceğim, insanların şu günlerdeki en büyük zaafından yararlanma olayına dönüştürülmesi ise en büyük kızgınlığım. Şimdiye dek antiviral (virüslerin geneline karşı) ya da antibakteriyel (bakterilerin geneline karşı) özelliği bilinen birçok ürün, şimdilerde COVID-19’a karşı özel bir etkisi varmış, yeni keşifmiş gibi sunuluyor. İnsanlardaki algıda seçicilikle de hemen dikkat çekiyor ve daha çok kullanı

lıyor.
****
Peki arı ürünleri nelerdir?
Arıyı belki de çoğunluğunuz bal ile biliyor. Ancak arılar tabiki öncelikle kendileri ve yuvaları, yavruları için bal dışında da birçok arı ürünü üretiyor ve farklı amaçlarla kullanıyor. Bunlar içinde BAL en eski bilineni… Şifa kaynağı, sağlığı koruyucu, vücudumuzu zararlı, karsinojen ve zehirli maddelerden arındırıyor. Reçel yerine bal tüketmeli. Reçelin, pekmezin içinde kaynatılmış şeker var. Kaynayan şeker yanar, karamelize olur, kahverengileşir, kanseri tetikler, zararlıdır. Balın içindeki şeker kaynatmaya maruz kalmayan, arının enzimleriyle bala dönüşen şekerdir. Şekerin en masum halidir. Bal, şeker yanında o kadar çok mineral, vitamin, protein ve zehirli maddeleri kendine bağlayıp vücudu temizleyen (antioksidan) madde içerir ki, şekerin yan etkisi tolere edilir. İşte, bakın ben de yukarıdaki hastalığın ilk belirtisini gösterdim. Balı övdüm, iyi yönlerini parlattım. Ama bu hastalığa yakalanmıyor ve hemen geliyorum madalyonun diğer yüzüne… Şeker hastası iseniz, balın içindeki şeker dahi sizin için tehlikeli… Her gün düzenli bal tüketmeyen biriyseniz, birden bal tüketmeye başlamanız ve bağışıklığım güçlenecek diye biraz abartmanız, içinde bin birç

eşit molekül bulunan balın karaciğerinizden geçişi sırasında karaciğerin yorulmasına, içindeki polen ve diğer maddelere alerji geliştirmenize sebep olabilir. Kestane, meşe, anzer gibi yüksek antimikrobiyal özellikteki balların yoğun tüketilmesi, bağırsaklarınızdaki yararlı bakterilerin ölümüne dolayısıyla bağışıklık sisteminize olumsuz etki yaratabilir.

Diğer bir arı ürünü ise POLEN. Polen, arıların çiçeklerden topladığı çiç

eklerin erkek üreme hücrelerini içeren sarı, kahve, pembe, mor renkteki tozları… Proteince oldukça zengin.. Bizim için et, süt, yumurta ne ise, arılar için de onu ifade ediyor. Tam bir protein kaynağı. Arılar tam da bu yüzden polenle yavrularını besliyorlar

. Polenin besin değeri yaş ve taze olduğunda çok daha fazla. O nedenle kurutulmuş polendense yaş polen tüketmek gerekiyor. Yaş polen arının eti, sütü, yumurtası demiştik, aynı mantıkla devamlı buzdolabında hatta derin dondurucuda muhafaza etmeniz önemli. Yoksa yüksek protein içeriği hemen küflenmesine ya da bozulmasına sebep oluyor. Polenin besleyici değeri çok yüksek ama faydalanabilirseniz… En dışta selülozdan oluşan kalın bir tabakası var. Kağıt gibi ve sindirmemiz çok zor. O nedenle polenden besin takviyesi olarak yararlanımımız ancak %30’larda. Gerisi dışkıyla dışarıya atılıyor. Belki de bu sebeple arılar da poleni, polen olarak tüketmeyip, mayalıyorlar. Tükürüklerindeki yararlı bakterilerle poleni petek göze sıkıştırıp mayalıyorlar. Aynı bizim yoğurt mayaladığımız gibi… Polen, mayanın fermentasyonu sonucu en dıştaki kalın tabakanın erimesiyle AR

I EKMEĞİ dediğimiz fermente polen haline dönüşüyor. Böylelikle içindeki polen özü ve protein açığa çıkıyor ve besin değerinden yararlanım %60-70 lere yükseliyor. İçeriğine eklenmiş olan yararlı bakteri ve mayalar da cabası! Hem probiyotik hem prebiyotik kaynağı haline dönüşüveriyor. Ancak, arı ekmeğini üretmek zor çünkü arılar sadece yavruları için ürettiklerinden miktar olarak az… Bunun dışında arı ekmeğini petekten çıkarırken peteğin şekli bozuluyor ve bir daha kullanılamaz hale geliyor. Petekten çıkarmak için tek tek uğraşmak gerekiyor. Bu yüzden olsa gerek 1 kg polen 70 lira iken 100 gr arı ekmeği 180 lira!

Arılar da mı süt üretebiliyor? Evet, hem de ARI SÜTÜ… Arıların yine yavrularını beslemek için polen yiyerek ürettikleri, vücutlarından salgılanan, beyaz-krem renkte kıvamlı sıvıdır arı sütü. Protein içeriği polenden kat ve kat fazla ve yüksek oranda antimikrobiyal özelliğe sahip. Ayrıca hücre yenileyici özelliği de var. Arılara fazladan yavru yaptırarak ya da plastik yem yavrular kullanılarak çok miktarda ürettiriliyor. İçindeki protein sadece besleyici değil, aynı zamanda yavruların ergine dönüşmesini sağlayan büyüme ve cinsiyet hormonları içeriyor. Hücre yenileyici ve geliştirici özelliği de buradan geliyor. Günümüzde özellikle kozmetik endüstrisinde kullanımı çok yaygın. Cildin yenilenmesi ve gençleşmes

indeki etkisi büyük. Diğer yandan içeriğindeki yüksek östrojen ve diğer bazı hormonların özellikle ergenlik çağındaki çocuklardaki erken mensturasyon ya da erkek çocuklarda meme oluşumu gibi yan etkilerine dair makaleler de mevcut. Farklı makaleler kemoterapi sonrası hücrelerin yenilenmesinde yararlarından bahsederken, tek bir kanser hücresinin varlığında gelişimini tetikleyeceği yönünde de makaleler bulunuyor. Dolayısıyla etkisi ve yan etkileri için daha bir

çok ileri çalışmaya ihtiyaç olduğunu düşündüğüm mucizevi bir ürün arı sütü. Çünkü arılarda, arı sütü ile devamlı beslenen yavru kraliçeye, kısa bir süre beslenen yavru işçi arıya dönüşüyor. İki yavru arasındaki tek beslenme farkı arı sütü ve miktarı ama yaşamsal açıdan kraliçe arı doğurgan, boyutu büyük ve ömrü 2-5 yıl. Beslenmesinde arı sütü miktarı az olan işçi arı ise hem kısır, hem küçük hem de ömrü 2 ay. Böyle büyük bir farka ancak çok fonksiyonlu mucizevi bir ürün sebep olabilir.

Arı ürünü olarak bilinen ve arılar için temel işlevi beslenme değil temizlik olan arı ürünü ise PROPOLİS! Belki de hakkında en çok şey okuduğunuz duyduğunuz, son yılların gözd

esi propolis… Propolis arılar için yavru petek

gözlerinin temizlenmesi ve cilalanmasıylahijyeninde, kovanda ölen ya da öldürülen düşmanlarının kokmaması, çürüyüp mikrop yuvası oluşturmaması için onların mumyalanmasında, kovan içindeki çatlaklardan, deliklerden gelecek soğuk ve mikroorganizmalardan arıların korunmasında kullanılan YÜKSEK YÜKSEK antibiyotik özellikteki bir ürün… Aslında propolis, ağaçların kesilme ve darbe ya da budanma sonrası enfeksiyon kapmamak için ürettikleri reçinemsi bir sıvı… Arılar bu yapışkan sıvıyı toplayıp, kendi salgılarıyla cam macunu kıvamında yoğurup yukarıdaki amaçlarla kovan içinde kullanıyor. Peki ya biz insanlar? Biz bu yapışkan maddeyi kovanlardan özel delikli tuzaklarla, hijyenik şekilde toplayıp, içindeki yararlı maddeleri ortaya çıkaracak şekilde özütlüyor ve filtreden geçiriyoruz. Sonra da alkol bazlı, su bazlı, yağ bazlı vs. şekillerde damla damla tüketiyoruz. Hem de hergün tüketiyoruz. Hastalıklara karşı bizi koruyor, antiinflamatuar (yangı-ödem oluşumunu engelleyici), antiviral, antitümoral, antioksidan, anti…., anti….., birçok etkisi mevcut. İçinde 150-300 adet bileşen var. Böyle doğa harikası bir ürün için söylenecek çok şey var;

-Astımdan, öksürüğe, ağız yaralarına, kanserden, gribe ve bakteriyel enfeksiyonlara karşı YÜKSEK antibiyotik özelliğiyle çok etkili.
– İçeriğindeki çok sayıdaki her bir bileşenin farklı özellikleri ve marifetleri var.
– En iyi organik çözücüler olan alkol ve yağ gibi çözücülerde çözünüyor. Bu ne demek? İçeriğindeki maddelerin %90’ı organik çözücülerle ortaya çıkıyor.

Su ise organik bir çözücü değil, bu sebeple suda çözünen madde içeriği çok az.

Şimdi gelelim sormamız gereken sorulara;
-Bu kadar YÜKSEK antibiyotik özellikteki bir ürünü her gün kullanmak sakıncalı olabilir mi? Biz her gün sabah kalktığımızda hasta olmayalım diye penisilin iğne yaptırıyor muyuz ya da bir antibiyotik içiyor muyuz? İçersek ne olur? Bir gün gerçekten hasta olduğumuzda tedavinin etkisini görmemiz gecikir mi?Peki ya vücudumuzdaki yararlı mikroorganizmalar, onlar nasıl etkileniyor? Bir ürün ister fabrikada ilaç olarak üretilsin, ister doğal, bitkisel, arı ürünü olsun, YÜKSEK antibiyotik özelliği var ise durup düşünmek gerekir. Bir şeyin doğal olması onu zararsız kılmaz, aksine doğal ürünler çok miktarda bileşen içerdiğinden ve doğadaki halleri standart olmadığından karaciğerimizden nasıl geçiyor, böbrekten nasıl süzülüyor, gebeler kullanabilir mi, çocuklar üzerindeki etkisi ne gibi sorulara yanıt bulmamız daha zordur. İçinde 150-300 bileşen olan bir ürün için bunu söylemek çok zor. Her bilimsel çalışma propolisin bir yönünü inceliyor, maalesef hepsine birden ışık tutmak için daha çok çalışmaya ihtiyaç var.
-İçeriğindeki her bileşenin he

m yalnız başına çok kıymetli özellikleri var hem de bileşenler arası etkileşimler mevcut. Eğer kronik rahatsızlığınız varsa ve düzenli ilaç kullanıyorsanız, bu bileşenlerin sizin kullandığınız ilaçlarla nasıl bir etkileşime gireceği muallak! Hatta gün içerisinde içeceğiniz bir ağrı kesici bile acaba bu bileşenlerin etkisini ne yöne çekiyor?
-Su bazlı, alkol bazlı, yağ bazlı… Acaba sizin, propolis içindeki bileşenlerin ne kadarına ihtiyacınız var? %90’ından fazlasına mı yoksa az miktarı da yeterli mi?
-Arılar, yavruları ve kovanları için hazırlık yaparken propolis toplamak amacıyla dışarı çıktıklarında propolis benzeri her türlü reçinemsi, yapışkan maddeyi de kovana getirme eğilimindeler. Çünkü onların dünyasında doğa ilk hali gibi saf ve temiz! Dolayısıyla yol kenarına konan bir kovandaki arının asfalttaki zifti de propolis sanması olası. Bu nedenle, propolis doğanın merkezinde, ağaçlık, ormanlık alanlarda, kirleticilerden uzak ve özel tuzaklarla üretilmiş olmalı, hijyenik olmalı, özütü mutlaka çıkarılmalı-doğal haliyle ya da toz formda yenmesi çok sakıncalı, yapışkan hali barsak tıkanmalarına, yapışmalara yol açıyor ve içeriğindeki maddeler tükürük ya da sindirim enzimleriyle çözünemiyor-yani alkol, yağ ya da suda çözünmeli. Unutmayalım ki arılar da

propolisi kovandaki haliyle beslenmek için kullanmıyor. Kullanacağınız propolis bu özelliklerde mi?
****
Pandemi sürecinde olalım ya da olmayalım, arı ürünlerinin mucizevi ürünler olduğu bir gerçek. Ancak, etkisi ve yan etkisiyle onları tanımamız, onlardan faydalanırken dikkat etmemiz gereken noktaları bilmemiz şart. Aslında bu durum tüm bitkisel ürünler, vitaminler, mineraller gibi gıda takviyeleri için geçerli. Şimdiye dek günlük yaşamımızda kullanmadığımız birçok bitkisel-doğal ürünü pandemide bağışıklığımız artsın diye kullanmak vücudumuzu ve bağışıklık sistemimizi tam bir şaşkına çeviriyor. Düşünsenize karaciğer şaşkın, mide şaşkın, böbrek şaşkın, bağırsak bariyeri, akciğer bariyeri şaşkın… Bu tarz ürünlerle daha önce karşılaşmamışlar, onları nasıl sindirip, içindekileri nasıl ayrıştırıp gerekli yerlere gönderecekleriyle mi uğraşsınlar, onları tanımak ve iyi mi kötü mü acaba diye bağışıklık sisteminin devriyelerini üzerlerine mi salsınlar yoksa pandemide gelecek virusun etkisinden mi korunsunlar… Geçirmekte olduğumuz şu zor günlerde amacım kafanızı daha da karıştırmak değil. Özetle söylemek istediğim şu; bal muhtemelen şimdiye dek tüketmekte olduğunuz bir ürün. Tüketmeye devam edin. Miktarıyla oynamayın, şimdiye kadar neyse o. Yararına devam edecektir. Polen, içerdiği proteinle beslenmemize, vitamin ve minerallerle enerjimize katkı sağlayacaktır. Ancak, alışkınsanız kullanın, değilseniz bu dönemde vücudunuzun değerli antikorlarını bir de alerjiyle uğraştırmayın. Alerji demek vücudunuzda bir tabur asker varsa virüsle uğraşacak, yarısını başka yere savaşmaya gönderiyorsunuz demek. Arı ekmeğine kıyasla polenden yararlanımınızın düşük olduğunu da unutmamak gerek. Arı ekmeği, içerdiği polenle alerji yapma ihtimali var ama çok düşük çünkü en dış kısmındaki alerjiye sebep olan tabaka erimiş durumda. Şimdiye dek tüketmediyseniz, çok az miktarlarda tüketerek -günde 2-3 tane- önce vücudunuzun ne tepki vereceğini ölçmelisiniz. İçinde çok sayıda bileşen, çok kompleks yapılar yok. Karaciğeri, böbreği üzecek bir durumu yok yani. Alacağınız probiyotik mikroorganizmalar ve prebiyotik bileşenler bağışıklık için iyi. Ancak, otoimmünel hastalığı olanlar(bağışıklık hücreleri kendi hücrelerini düşman sanıp saldıranlar) , ya da birden iyi gelecek deyip çok yemeye başlayanlar, mikroorganizma mikroorganizmadır ve dışardan gelen, her daim vücuda yabancıdır. Yine o bir tabur asker ikiye üçe bölünecek ve farklı yerlere savaşmaya gidecektir. Bunu sakın göz ardı etmeyin. Arı sütü; içeriğinin zenginliği, yoğun bileşenleri ve hakkındaki çalışmaların devam etmesi nedeniyle bu dönemde arı sütü hakkında ihtiyatlı olmakta yarar var diye düşünüyorum. Çünkü vücudunuzu şaşkına çevirecek ürünlerden birisi… Propolise gelince, benim propolise hayranlığım günlük kullanımdan çok öte… Her bileşeninden ayrı ayrı ilaç geliştirilebileceğine inanıyorum. Öyle büyük ve kompleks bir güce sahip ki… Ancak şunu unutmayalım “kontrol edilemeyen güç, güç değildir ve bir anda sizi yutuverir”. Hasta olmamak için iyi beslenilir, hasta olmamak için düzenli uyunur, hasta olmamak için kötü alışkanlıklardan vazgeçilir ama hasta olmamak için her gün düzenli antibiyotik kullanılmaz. Hele ki böyle kompleks bir ürün karaciğeriniz ve böbreğinizden nasıl geçer? Çocukların karaciğeri nasıl tepki verir? Hepsini düşünmemiz gerekir. Bu sebeple propolisi daha önce kullandıysanız ya da kullanmaya devam ediyorsanız, sizlere önerim üşütme, soğukalgınlığı gibi belirtilerde, boğazınız gıcıklandığında, hasta olacak gibiyim dediğinizde en fazla 1 hafta süreyle kullanıp bırakmanız. Hiç kullanmadıysanız, önce azar azar yine hasta olacak gibi olduğunuzda kullanmanız daha sonra dozunu tavsiye edilene çıkarmanız. Asla üretim yeri ve şeklini bilmediğiniz propolis solüsyonlarını kullanmamanız. Propolisi yapışkan ya da toz haliyle asla tüketmemeniz. Propolisin içindeki birçok maddeyi vücudunuza almak istiyorsanız alkol ya da yağ bazlı; az miktardaki maddeyi almak istiyorsanız su bazlısını kullanmanız. Ama devamlı kullanmamanız. En önemli özelliğinin güçlü bir antibiyotik olduğunu unutmamanız.
Organizma ve onu oluşturan hücreler rutini sever. Organizmayı en dirençli kılacak şey RUTİN’dir. Bu vesile ile sizlere pandemide virüsten korunacağım derken, vücudunuzu yormamanızı, uğraştırmamanızı, şaşırtmamanızı tavsiye ediyorum. Beslenmenize ve biyolojik saatinize dikkat edip, evinizde kalmak aslında yapmamız gereken ve çözüm olan tek şey!
Sağlıkla kalın…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?