Av. Veysel Tayyar
Av. Veysel Tayyar
veyseltayyar@kentgazetesi.com
Ömer’in adaleti..
  • 0
  • 01 Haziran 2020 Pazartesi
  • +
  • -

Adalet denince akla gelen ilk isim: Hz. Ömer.
İstiklal şairimiz Akif şöyle söylemiş Ömer için:
“Önce dehşetli zıpırken, nasıl olmuş da Ömer;
Öyle bir adle sarılmış ki değil kâr-ı beşer?”
Hz. Ömer‘in üzerinde titizlikle durduğu, adeta kendisiyle özdeşleşmiş olan en önemli konudur adalet. Bu konuda tüm yöneticilere önderlik yapmış ve gerek devlet gerek şahsi işlerinde her daim adaleti gözeten ve hakka riayet eden bir lider olmuştur.
Ömer, iman ve adaleti birbirleriyle taçlandırmış, böylece adil bir başkan olma şerefine erişmiştir.
Bugün Türk mahkemelerinin duvarlarında altın harflerle yazılı gördüğümüz “Adalet mülkün temelidir.” sözü de adaletiyle tüm dünyayı kendisine hayran bırakan Hz. Ömer’e aittir.
Adaletin gerçekleşmesinde bağlayıcı hukuk kuralları kadar onları uygulayan yönetici ve hâkimlerle hakkın veya suçun ispatı için gerekli bulunan şahitler önemli rol oynamaktadırlar. İşte Ömer, adaletin tesisinde en az bağlayıcı hukuk kuralları kadar faydalı ve etkili olmayı başarmış bir liderdir.
Dinimiz, yüce kitap Kur’an-ı Kerim’de çok kez adalet kavramına yer vermiştir.
Nisa Suresi’nin 135. ayeti Allah’ın her hal ve şartta adaletli olmayı emrettiğini bizlere göstermektedir:
“Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine de olsa adaletten asla ayrılmayan, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (İnsanlar) zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse siz hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.”
Adaletiyle gönülleri fetheden Hz. Ömer, adaleti uygularken Kur’an ahlakının gereği olarak, herkese eşit davranmış; soyluluk, zenginlik, akrabalık, makam gibi unsurların adaleti engellemesine kesinlikle izin vermemiştir. Bu konuda O’nun yanında bir köle ile efendisi arasında fark yoktur.
Hz. Ömer, toplumun çıkarları ile memurlarının menfaatlerini dengede tutmaya itina göstermiştir. Onun gözünde bir vali, toplumun herhangi bir ferdi gibiydi. Adaleti uygularken sıradan bir kişi ile bir valiyi ayırt etmemiştir. Bir hutbesinde:
“Ey insanlar! Sizi yönetmek üzere tayin ettiğim bir memurdan cefa görürseniz, hemen bana bildirin. Allah’a yemin ederim ki, öyle bir yöneticiden kesinlikle hakkınızı alır ve kısas uygularım.” diyordu.
Devlet yönetiminde görevli olan insanların, kendilerine herhangi bir adaletsizlik yapmamaları için onları haberli-habersiz sıkı bir şekilde denetim altında tutmuş, valilere mektuplar yazmış, adalet çizgisinden ayrılmamaları konusunda onları ihtar etmiştir.
Yine bir gün Hz. Ömer, hilafeti döneminde meydana gelen kıtlık zamanında, bir deve kesilmesini ve kesilen devenin Medine’nin yoksullarına dağıtılmasını emretti. Emri uygulamak üzere deveyi keserek fakirlere dağıtan kişi, devenin yağlı kısmından bir parça eti alarak güzelce pişirip iftar vaktinde halife Ömer’in huzuruna götürdü.
– Bu et neredendir? diye sordu Hz. Ömer.
– Kesilmesini emrettiğiniz deveden size düşen paydır Ey mü’minlerin emiri diye yanıtladı hizmetçi.
Hz. Ömer durdu. Rengi solmuş, yüzü düşmüştü. Ağlamaya başladı ve şöyle buyurdu:
– Benim gibi bir emre yazıklar olsun ki, fukaraya etin kötü kısımlarını dağıttırır, kendisi ise iyi ve yağlı kısmını yer. Ey hizmetçi! Bir daha böyle yapma, kaldır bu yemeği fakirlere götür, bana yine eskisi gibi yemek getir. Halife olan kimseye ayda bir kere et yemek kâfidir.
Hz. Ömer’in adaletini gösteren menkıbelerden biri de şöyledir:
Hz. Ömer’in hilâfeti zamanında Şam’a gitmek icap etti. Medine-i Münevvere’den Ashab-ı Kiram’dan bir grupla yola çıktılar.
Hz. Ömer’in bir deveden başka bineği yoktu. Muğîre adlı bir kölesi vardı. Deveye nöbetleşe biniyorlardı. Allah’ın hikmeti tam Şam’a girecekleri vakit deveye binme nöbeti Muğîre’ye gelmişti. Ashab-ı Kiram, Hz. Ömer’e:
-Efendim, müsaade ederseniz, bu saatte deveye siz bininiz. dedi. Ömer (r.a.):
-Şimdi sıra Muğîre’nindir, ben deveye nasıl binerim, buyurdu.
Hz. Ömer halife olduğu zaman sadeliği ve mütevazılığı sebebiyle insanlar ilk bakışta kimin halife olduğunu anlayamıyorlardı.
Kimsesiz, dul kadınların suyunu kendisi taşır, cariye ve hizmetçilerine yardım ederdi. Unu kendisi alıp götürürdü. Hamallara yardım ederdi. Geceleri Abdurrahman b. Avf ile kervanları beklerdi.
İşte, “Faruk” sıfatlı din büyüğü…
İslam’ı adaletiyle nurlandıran halife.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?