Erkan Demir
Erkan Demir
erkandemir@kentgazetesi.com
Bosna’nın yetim çocukları Türkiye’nin önemini biliyor
  • 0
  • 05 Ocak 2021 Salı
  • +
  • -

 

 

 

Bosna gezimizde akşam üzeriydi.

Arkadaşlarla uzun bir yolculuk yapınca yorgun bir vaziyette otelimize yerleştik.

Arkadaşlar ‘programımız nasıl olacak’ diye sordular.

Yarın 10’a kadar herkes serbestti.

Bir arkadaşım benim ne yapacağımı sordu.

‘Ben üstümü değişip çıkacağım sabah geri geleceğim. Sahura da burada olurum’ dedim.

Üç arkadaş ‘bizde seninle geleceğiz’ dediler.

Olmaz dememe rağmen yine de locada beklemişler.

‘Anca beraber kanca beraber, önce yemek yiyelim’ dediler.

O esnada soru bombardımanı oldu. ‘Soru sormayım bak kaçarım’ dedim sükuneti sağladık.

Bu arada ezan okundu tam o esnada yaşlı kapalı bir bayan gördüm.

‘Selam aleyküm cami nerde?’ Diye sordum.

Ezan okunuyordu.

O yüzü nur saliha yaşlı teyze ‘sen kimsin’ dedi.  ‘Ben Türküm Almanya’dan geliyorum’ dedim.

Söyleyince ‘benimle gel’ dedi.

Teyze devamlı tekbir ve salavat getiriyordu.

Teyze benim aradığımı bulacağım birisiydi.

Camiye girdik. Eski Osmanlı Camisi tarihi bir camiydi.

İçeri girdik, birlikte o arka safa durdu. Ben öne geçtim.

Cemaat bana imamın arkasında yer gösterdi. İmam yaşlıydı bana baktı başıyla selamlaştı.

İmamın bakışı tanıdıktı ama nerden?

Namaz bitti cemaat selamlaşması yapıldı.

İmam efendi bana öyle bir sarıldı ki uzun süren sarılmada nefesim kesildi.

Türkçe olarak ‘gardaş nerden geliyorsunuz’ dedi.

‘Türk’üz’ dedik. Gözleri doldu bir daha sarıldı.

Benim için bitişti dizlerim adeta beni taşımıyordu.

Üzerimdeki yaka rozetini diğer arkadaşlar kol saati para ne varsa cemaatle paylaştı. Hatta birisi son model telefonunu bir çocuğa verdi. Türk bayrağını imama verdim. Öpüp başına koydu. Mihraba taktı.

Bana tercüman çağırdı, o esnada yaşlı teyze beni bekliyordu.

‘Nerden geliyorsunuz nere gidiyorsunuz’ dan başladık hoş beş sohbet ettik.

 

İmam efendi bizi yolcu ederken yaşlı teyze ‘geliniz’ dedi.

Vakit yoktu.

‘Buradan hiç bir yere sapma düz git görecesin eski bir bina var. Büyük kapı görecesin kapıyı çal içeri gir, orada yemek yersiniz, burada olursan bu camiye yine gel olur mu’ dedi. ‘Benim kızım da Bursa’da okuyor’ dedi.

Vedalaştık ayrıldık.

Gece saat 10’u geçiyordu, arkadaşlarda yorulmuştu ve acıktık.

Ben yürümeye devam ettim.

Büyük bir çınar ağacı büyük bir Osmanlı Camisi ve minaresi gördüm. Yaklaşınca teyzenin tarif ettiği yere vardık.

İçeri girdik. Şadırvanda tam abdest aldım, yürürken çocukları gördüm.

13-15 yaşlarında aman Allah’ım ben bunları tanıyordum. Baş örtülü mavi gözlü hepsi aynı çocuklar koşuşturuyorlar. Sarışın mavi gözlü çocuklar bir telaş bir heyecan içindeler.

Şadırvandan su içiyorken 18-20 yaşlarında Saliha bir bayan ‘hoş geldiniz, programımız var katılır mısınız’ dedi.

Biz oruçluyduk ‘olur’ dedim.

Beni arkadaki açık çay bahçesine gençlerle dolu yere götürdü.

Masa kurdular börekler, çörekler, sarma dediğimiz yemekler Anadolu mutfağıydı.

Tam orucumuzu açacakken, bir anons yapıldı ‘aramızda misafirlerimiz var, birazdan konuşma yapacak bizlere’ dendi.

Su içecekken gelen bayan yanıma yaklaştı.

‘Ben Türkçe biliyorum Bursa’da okudum, size tercümanlık yapabilirim’ dedi.

‘Bu çocukların anne babaları savaşta şehit olmuş, yetimlerimiz. Türkiye yardım ediyor Onlara. Türkiye bunlara bakıyor’ deyince, yutkundum ve yemek yiyemedim.

Konuşmam için çağrıldım, ama ne konuşmalıydım.

Sahneye gidene kadar ne söyleyeceğimi düşündüm.

Tam sahneye çıktım, o melek yüzlü çocuk ve gençler bana bakıyor ve alkışlıyorlardı.

Bunların hepsi yetimdi, sahipsiz ama hepsi umut doluydular. Sadece Türkiye’nin destekleriyle okuyup hayata tutunacaklardı.

Tam konuşma tanıtım anonsum yapıldı.

İçimden aman Allah’ım dedim.

O çocuklar öyle bakıyordu ki sanki kaybettikleri bir şeyi bulacaklar merakla bakıyorlardı.

Bende büyük bir heyecan başladı.

‘Bilsem ki sizin başınız ağrıyor biz Türkiye’nin yüreği yanar.

Bilsem ki sizin göz yaşınız akıyor.Biz Türkiye’nin kalbi kanar.

Bilsem ki siz çaresizsiniz. Biliniz ki Türkiye’nin yüreği yanar.

Sizin çektiğiniz her acı her göz yaşı, bize zulümdür.

Sizi yüreklerimizde, beynimizde, kalbimizde olmazsanız bizde insan olamayız. Biz sizinle varız. Sizinle güçlüyüz. Sizin gülen yüzünüz, ışıldasın gözleriniz bizim umudumuzdur.’

Daha fazla konuşamadım, duygusallaşınca da hep birlikte ağladık.

Bursa da eğitimini almış ilahiyatçı kızımızın, ‘Siz yoksanız bizde yokuz. Siz düşerseniz biz düşeriz, siz yıkılırsanız bizi kim tutacak’ sözleri beni tam olarak bitirdi.

 

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?