Ferruh Varanoğlu
Ferruh Varanoğlu
f.varanoglu@gmail.com
15 TEMMUZ’UN SOSYOLOJİSİ -LEGAL GÖRÜNÜMLÜ İLLEGAL ÖRGÜT : FETÖ
  • 0
  • 15 Temmuz 2020 Çarşamba
  • +
  • -

 

 

15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe girişimi, yalnızca Türk devletine ve seçilmiş hükümete karşı değil, aynı zamanda bir bütün olarak Türkiye toplumuna karşı yapılmış, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık, en kanlı ve en şiddetli saldırısı olarak hatırlanacak bir kalkışmaydı.

Planlanış şekli, icrası ve yarattığı sonuçlar açısından 15 Temmuz, daha önce yaşanan askeri darbelerden farklı, eş zamanlı olarak “darbe”, “işgal” ve “terör”ü içeren bir yapıda gerçekleşti.

Osmanlı dahil Cumhuriyet dönemi de dahil olmak üzere, kazan kaldırma, kalkışma, vesayet altına alma, müdahale etme ve darbe gibi kavramlarla ifade edilen gelişmeler, ordunun siyaset üzerinde etkili olması, yönlendirmesi ve iktidar imkanlarını kullanma şeklinde tezahür etti.

Bu tür müdahaleler genellikle devlet yapısındaki en örgütlü ve kapsamlı silahlı güç olan ordu veya onun desteklediği bir grup eliyle iktidarda olan siyasi otoritenin uzaklaştırılmasıyla sonuçlanmıştır. Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde ordunun etkin ve merkezi bir rol üstlenmesi, TSK’nın rejimi kollama ve koruma görevini daima kendisinde görmesine yol açtı.

17-25 Aralık kalkışmasında başarısız olan, Devlet ve hükümetle köprüleri tamamen atan FETÖ, Milli Güvenlik Kurulu’nda “legal görünümlü illegal örgüt” tesbitiyle illegal-terörist örgüt olarak nitelendirildi. FETÖ/PDY olarak isimlendirilmesiyle birlikte daha önceki kalkışmalarının sonuç vermemesiyle yaşdığı yenilmişlik psikolojisinin yarattığı travmaya, terörist damgası da eklenmiş oldu. Tüm bu gelişmeler FETÖ’nün stratejisini değiştirmek zorunda bıraktı ve 15 Temmuz 2016 gecesindeki cinnet ve intihar hali gerçekleşti.

Siyaset Bilimi ve Sosyoloji açısından “başarısız bir darbe girişimi” ve “darbeye karşı sivil direniş” olarak Türk Siyasi tarihinde de çok önemli bir sayfa açılmış oldu. Yaşanan darbe girişiminin arka planında kimlerin bulunduğu, amacının ne olduğu, darbecilerin ve Fethullah Gülen’in hangi psikolojik hal içerisinde bulunduğu, neden başarılı olmadığı, başarılı olsaydı neler yaşanacağı ve bundan sonra neler yaşanabileceği konuları yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandı.

17-25 Aralık operasyonu ve MİT tırları gibi müdahale denemelerinin akamete uğratılması, Türkiye üzerinde Emperyalist emelleri olan küresel güçlerin işbirlikçisi rolünü oynayan FETÖ’yü ve sahiplerini öfkelendirdi. Öfkelendikçe dengelerini kaybettiler, kaybetme psikolojisinin yarattığı travma, dengesizlik sarmalına kapılmış FETÖ’cülerin akıl ve ruhlarını zehirleyerek dengelerini bozdu. FETÖ’nün 1980’li yıllardan itibaren biriktirdiği ve Ak Parti İktidarı döneminde gün yüzüne çıkan zararlı enerji, etrafındaki toplumsal kesimleri zehirlemeye başladı.

BAŞARMIŞ OLSALARDI NE OLURDU?

Darbe girişiminin başarılı olduğunu düşünmek dahi, oldukça ağır ve bir o kadar da katlanılmaz bir durum. Çünkü 15 Temmuz darbe girişimi, sadece TSK içindeki bir grubun girişimi değil, küresel nitelikli emperyalist bir girişimdi.

Çoğumuz düşündü.. Darbe girişimi başarıya ulaşmış olsaydı ne olurdu?

İlk aklımıza gelenler var ki bir o kadar da korkutucu.

Türkiye kendini bir iç savaşın eşiğinde bulacaktı. Ve bu savaş uzun süren bir savaş olacaktı. Yani bir anlamda yeni bir “Sevr Sendromu” başlamış olacaktı. Türkiye’yi Dünya’dan kopartacaklar, toplumun ana gövdesinin unsurlarından Kürt ve Aleviler kışkırtılarak isyan hali ortaya çıkacaktı. Ekonomi tepetaklak olacak ve çok uzun yıllara yayılacak istikrarsız bir ekonomik atmosfer oluşacaktı. Suriye ve Kürtler ile ilşkiler, içinden çıkamaz hale gelecekti. Benzer senaryoları yaşayan ülkelerde görüldüğü gibi gücü yetenler ülke dışına çıkacaklardı ve dünyanın değişik coğrafyalarında Türk Mülteci grupları oluşacaktı. Hiç vakit kaybetmeden bütün kamu kuruluşlarına el konulacak, bütün kamu çalışanları fişlenecek ya idam edilecek ya kovulacaktı ve kamuya sızmış, hazır kıta bekleyen ; şimdilerde açığa alınan yandaşları göreve getirilecekti.

Ve hatta daha da ileriye gidelim;

Örgütle yolları ayrılmış tüm şirketler kapatılacak ve işadamları öldürülecekti. Toplum tek televizyon kanalına mahkum edilecek ve çok sesli medya düzeni olmayacaktı.İnternet bağlantısı kesilecek, GSM bağlantıları kopacaktı. Darbeye direnen tüm polisler görevden alınacak ve darbeye direnmek için sokağa çıkmış insanlara yönelik ev baskınları başlatılarak adeta bir insan avı gerçekleştirilecekti.

Yarım aşıra yakın Türkiye’nin başına bela olmuş Terör örgütleri harekete geçerek bugüne kadar gerçekleştiremediklerini kolayca elde edeceklerdi. PKK, hiç vakit kaybetmeden, PYD militanlarıyla birlikte özerklik ilan edecekti. DAEŞ, kendince planladığı ve taban bulacağını düşündüğü topraklarımızın belli bir bölgesine yerleşerek sahip olduğu sapkın din anlayışını egemen kılmaya çalışacaktı. DAEŞ ve ülkedeki kaotik durum bahane edilerek ABD’si, Rusya’sı, İran’ı ve diğer emperyalistler Türkiye’de pozisyon almaya çalışacaklardı.

Ve sonuçta, Anadolu Coğrafyası, tıpkı Suriye gibi gökyüzünden atılmış farklı bir ırktan, dinden ve mezhepten meşruiyet alan bombalarla dövülecek ve paramparça olmuş bir coğrafyaya dönüşecekti. Pensilvanya’daki şarlatan ise “ruhani lider” ya da “halife” olarak ülkeye dönecekti.

BİR ZİHNİYET OLARAK FETÖ..

Türkiye’deki askeri darbe geleneğinde bizzat TSK’nın yürüttüğü darbe girişimlerinin başarılı olması açısından 15 Temmuz, geleneğin bozulması anlamına geliyordu. Darbeciler için direnç noktası olarak görülmeyen ve bu bağlamda çok da dikkate alınmayan “millet” darbeyi püskürten ana güç oldu. Halkın bu yeni duruşu, Türkiye’nin yeni siyasal ikliminin yeni tutumlarından bir olarak temayüz etti.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasındaki iç ve dış gelişmeler, Devlet mekanizmasının ve aklının yeni süreci dikkatle izlemesini ve anında tepki vermesini gerektiriyor. Bu süreci her ne kadar FETÖ’nün intiharı olarak değerlendirsek de örgütün Dünya ölçüsündeki dağılımı ve süreç içerisindeki yurt dışına kaçan üst düzey üyeleri düşünüldüğünde, dünya ölçeğindeki tehlikeli bir diyasporayı örgütleyecek bir güce sahip oldukları asla unutulamamsı gereken kavramlardır.

15 Temmuz sonrasında darbecilerin, FETÖ tasfiyesinin, tutuklama ve yargılamaların sorgulanması, adalet arayışı kadar vicdan, ahlak, adalet, sadakat gibi konuları öne çıkardı. “Vicdanları yaralayan kararlar”, FETÖ ile mücadelenin üst düzeyde yapılmasına karşın hala “gerçek FETÖ”cülerin işlerine devam ettiği”, alt düzeydeki insanların işlerinden güçlerinden edildiği kanaati tam da bu sene-i devriyesi gelen darbe girişiminde en önemli konu haline geldi.

Çok büyük bir mesafe kaydedilmesine rağmen 4.yılın sonunda bu milli mutabakatın boyutlarına, yeniden ve tekrar “FETÖ yapılanması” kavramından başlanması gerekir. Vaktinde FETÖ’nün kariyer ve para kanallarını karşılıklı olarak kullanan pek çok ismin kendini “FETÖ yapılanması” dışında gösterme gayretleri zahiren doğru olabilir fakat “bir zihniyet olan FETÖ” aynı zamanda meşruiyetini,

amaca ulaşma yollarını, yöntemlerini sadece “örgüt elemanı” düzeyinde değil kullanılabilecek şahıslarla da sağlamıştır. Bu anlamda kamusal alanda, matbuatta hala “FETÖ çöplüğü” nde değerlendirilebilecek pek çok kişi bulunmaktadır. Enteresan olan FETÖ vasıtasıyla makam, para, yer edinen yazar, edebiyatçı, siyasi, bürokrat tayfasının hala mangalda kül bırakmamasıdır.

Bunların yanında, bir zamanlar FETÖ’nün askeri olmuş, kısa zamanda haksız elde edilen , bağış, ümmet gibi yardımlarla bugün dahi hala dev işletmelere sahip “fetöcüler” aramızda gezip dolaşmaktan, toplum içine çıkmaktan hiçbir bais görmemişlerdir.

Bugün Türkiye’de binlerce ve hatta Bursa’da bile onlarca isim sayabileceğimiz “iş adamı” kılığındaki “fetöcüler” cezaevi yaşamlarından para ile sıyrılmış, el konulan mal varlıklarından kaçırdıkları ile “İktidar” yanlısı bir kılığa bürünmeye çalışmaktan hicap duymamışlardır.

Aradan geçen zaman “soğutma taktiği” olarak kullanılırken, günümüzde karalanmış Ticari isimlerini kendi içlerinde “farklı markalar” ile devşirirken, tabelaları ve görüntüsü değişmiş Şirket havasına büründürmüşlerdir.

Bizlerin “Vatan Haini” olarak nitelendirdiği kişilerin kendi içlerindeki “biat geleneği” onlar için bir onur kaynağıdır. Ve Bursa, göz göre göre bu kişilerin işletmelerinden alışveriş etmeye ve onlara para kazandırmaya devam etmektedir. Hasasiyetlerimizin başlangıcını yaşadığımız yer olarak düşünüp, paramızın bir kuruşunun bile nereye gittiğini sorgulamak, yarım asırdır mücadele ettiğimiz PKK terör örgütüne giden paraları sorgulamama yanlışımızı düzeltmek açısından faydalıdır. FETÖ terör örgütünü kısa zamanda yok etmek için yapacağımız “bireysel katkı” onun herhangi bir hücresine “maddi destek sağlamamakla” mümkündür.

Toplum, birey, değer açısından ise başta ahlaki tutumlar olmak üzere inanç yitiminden, toplumun-bireyin hiççileşmesine, umutsuzluktan ümide, yalnızlık, darbe havasından birlik-beraberlik atmosferine, FETÖ avcılığından av olmaya, şüphe duygusundaki yoğunluğun güvensizliği tetiklemesine, kariyer ve para çabasının kimliksizleşmeyi doğurduğuna kadar çok sayıda mesele ancak böyle çözüme ulaşmış olur.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?