Ferruh Varanoğlu
Ferruh Varanoğlu
f.varanoglu@gmail.com
CAN KAYBININ TELAFİSİ YOK
  • 0
  • 25 Haziran 2020 Perşembe
  • +
  • -

 

Öncelikle, Bursa’nın Gürsu, Kestel, Yenişehir, Orhangazi ve İznik ilçelerinde meydana gelen sel felaketinde hayatını kaybetmiş vatandaşlarımıza Allahtan rahmet, geride kalan yakınlarına sabır ve metanet diliyorum.

Yaşanan doğal afet’te zarar gören tarım arazileri, yollar ve altyapılar ile maddi kayıplar yaşayan köylerin halkına da bir an evvel yaralarının kısa sürede sarılmasını ve tekrar eski günlerine dönmelerini temenni ediyorum.

Bu konuda yaşananlara hızlı bir şekilde müdahale eden başta Büyükşehir Belediye Başkanı Aktaş’a, İlçesinde yaşanan felaket ile birinci derece muhatap olan Yıldırım Belediye Başkanı Yılmaz’a, parti gözetmeksizin tüm imkanlarını seferber eden Bursa’nın diğer İlçe Belediye Başkanlarınave hükümet adına hızlı bir şekilde felaket bölgesine intikal eden İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu’yaBursa halkı’nın yanında olmalarından dolayı teşekkürlerimizi sunarız.

Daha önce de bu satırlarda yer vermiştik.

Alinur Başkan’ın ilk geldiği günden bu yana parti ayırt etmeksizin “Bursa’yı beraber yönetelim” anlayışı ile uzanan “dost eli”nin böyle kara günlerde “fayda olarak yansıması”önemlidir. Maddi anlamda Valiliğe gönderilen 500.000 TL. acil yardım ödeneğinin dağıtılmasıyla yaraların kısa zamanda sarılması ve el birliği ile yapılan çalışmalarda bölgenin kısa sürede toparlanması en büyük dileğimizdir. Hayatlarını kaybeden vatandaşlarımızı geri getirme olasılığı yok. Tabii ki herşey Allah’tan. Ancak bu felaketten çıkaracağımız dersler var mı? Tabii ki var…

DOĞA KENDİNİ HİSSETTİRİR

Yine bu köşeden çok değil yaklaşık 15 gün önce, 5 Haziran Çevre Günü dolayısıyla siz okuyucularla şu satırları paylaşmışım;

“İklim değişikliği, kirlilik, kentleşme ve vahşi madencilik nedenleriyle gezegenimizi değiştirdiğimiz için “antroposen çağı” olarak da isimlendirilen, yaşadığımız çağda “türlerin yok oluş oranları insanlık tarihinde görülen tür kayıplarının bin katı” istatistiği ile korkutucu olmaya devam ediyor.

Günlük yaşamın içinde boğulduğumuz, önemsemediğimiz, görmediğimiz çok önemli gerçekler var.

Dünya’da karasal ve tatlı su ekosistemlerinin sadece %15’i, deniz ekosistemlerinin %6’sı koruma altında. Türkiye’de ise korunan alanların karasal alana oranı %8.9. Bu oranla ülkemiz, karasal alanların %17’sinin korunan alan statüsünde olmasını hedefleyen BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Aichi 2020 hedefinden ne yazık ki çok uzakta.

Türkiye, Dünya üzerinde üç farklı bitki coğrafyasının bulunduğu ender ülkelerden biri. Ve %31’i (3650 tür) endemik olmak üzere 10 bine yakın bitki türü barındırıyoruz.

Doğaya olan yükümüz her geçen gün artıyor. Bu yükün azaltılması için her birimizden, tüm insanlığa, politikacılara ve yöneticilere görevler düşüyor. Daha fazla zaman kaybetmeden her birimizin gezegenimiz konusunda sorumluluk alarak harekete geçmesi gerekiyor.

Ne mi yapılmalı? Önce kendimizden başlamalıyız.

Sahip olduğumuz zengin biyolojik çeşitliliği korumak için korunan alanları artırmalı, bozulan habitatlar restore edilmeli, arazi kullanımında biyolojik çeşitliliğin ve ekosistem işlevlerinin korunmasını ön planda tutacak arazi kullanım planları yapılarak uygulamaya konulmasını sağlamalıyız.”

İnsan etkisi olarak hızlı nüfus artışı, sanayileşme, kentleşme, yanlış arazi kullanımı, doğal kaynakların hızlı ve bilinçsiz biçimde tüketilmesi sonucu oluşan doğal afetler, toplumun sosyo-ekonomik ve kültürel etkinliklerini olumsuz yönde etkileyen, önemli ölçüde can ve mal kaybına neden olan kısmen yada tamamen doğal etkenlerin neden olduğu doğal tehlikelerle ortaya çıkan olaylar bütünü.

Türkiye’de son 67 yılda meydana gelen afet oluşum kayıtlarına göre; meydana gelen meteorolojik karakterli doğal afetler içerisinde %29’luk oranla sel ve taşkınlar önemli bir yer tutuyor.

Sel olaylarının bir afete dönüşmesi, özellikle, insanların çeşitli etkinliklerine bağlı olarak doğanın dengesinin bozulması ile yanlış arazi kullanımı ve çarpık yerleşmeyle ilişkili. Sel oluşumunda en önemli iklim değişkeni yağış.Etkili yağışlar sel oluşumunda esas neden. Bir yerde uzunca bir sürede çok miktarda su bırakan bir yağış sele neden olmazken, kısa sürede görülen ve daha az miktarda su bırakan yağış sele neden olabiliyor ve son yaşadığımız afet bunun örneği.

KAÇINILMAZ SONA DOĞRU

Kulaktan dolma bir “Küresel Isınma” söylemi hep dilimizdedir.

Çoğumuz ne anlama geldiğini bilmeden kullanıyoruz bu ifadeyi.

İlk duyduğumuzda“hiç gelmeyecekmiş gibi sanki bizim ömrümüz boyunca karşılaşmayacağımız bir konu gibi” geldi çoğumuza. Yıllar çabuk geçti ve İnsanoğlu kendi sonunu hızlı bir şekilde hazırlamaya devam etti. Dünyanın birçok ülkesi bu konuda ciddi araştırmalar yaparken, kalan ülkeler kendi dertleri ile uğraşırken aslında en büyük darbeyi kendilerinin yiyeceğinden habersizdiler.

Küresel ısınma, dünyadaki tüm canlıların yaşamlarını sürdürmelerinde zorunlu olan gıda, su ve çevre vb. temel yaşam kaynaklarını tehdit ediyor.

Bu sorun, atmosferde “sera etkisi” yaratan fosil kökenli gazların yoğunlaşmasından kaynaklanıyor.

Nedir bu Küresel ısınma?

“İnsanların çeşitli faaliyetleri sonucunda meydana gelen ve sera gazları olarak adlandırılan çeşitli gazların (karbondioksit, metan, azot oksit, ozon, kloroflourkarbonve su buharının) atmosferde yoğun bir şekilde artması sonucunda yeryüzüne yakın atmosfer tabakaları ile yeryüzü sıcaklığının yapay olarak artması süreci” olarak tanımlanıyor.

Küresel Isınmanın Doğal ve Yapay nedenleri var. Doğal nedenler açık kaynaklarda oldukça fazla bir şekilde yer alıyor. Bizi asıl ilgilendiren insan olarak ne yapıp ne yapmamamız gerektiğini bilmemiz.

Yapay nedenlerin başında yer alan Fosil yakıt kullanımı ve yukarıda da bahsettiğimiz gibi bugünlerde yaşadığımız sel felaketlerine birinci derecede sebep olan “sera gazı etkisi” göz ardı edilemeyecek kadar tehlikeli ve önlem alınması gereken konulardır.

Sera etkisi önemli..Şöyle ki;

Atmosferde mevcut olan sera gazları birikiminde, insan faaliyetleri sonucu ortaya çıkan artışlar, küresel ısınmaya neden oluyor. Ozon tabakasının incelmesi de diğer bir neden. Sera etkisinden kaynaklanan küresel ısınmanın büyüklüğü; her sera gazı birikimindeki artışın boyutuna, bu gazların ışınımsal özelliklerine, atmosferik yaşam sürelerine ve atmosferdeki mevcut diğer sera gazlarının birikimine bağlı.

Korkutucu olan ise; “mevcut sera gazlarının üretimine hemen bugün son verilse bile, bu gazların nedenolduğu sera etkisi, her sera gazının belli bir atmosferik ömrü olması nedeniyle daha uzun yıllar devam edecek olması”

Küresel Isınma’nın önemli sonuçları var.Duyarsız kalmaktansa, katkı vermeyi denemek ancak bu konuda bilgi sahibi olmaktan geçiyor.

Birkaç örneklendirme belki bu konunun ciddiyeti açısından önem taşır;

İklim değişimlerinin yol açtığı doğal felaketler, doğal kaynakları hızla tahrip ederek bu kaynaklara bağlı olan insanları kıtlık, açlık ve göç sorunu ile karşı karşıya bırakacak.IPCC’ye göre, 2050 yılında çevresel mültecilerin sayısı 150 milyon olacak ve bu kadar insanın gidecek yerinin olmaması da, çok ciddi toplumsal sorunlar yaratabilecek,

Küresel ısınma insan sağlığını dolaylı ve dolaysız etkiliyor. Sıcaklık artışına bağlı olarak, çeşitli hastalık ve ani ölümlerin oluşması sonucu, sıcak dalgaları süresince hastane başvurularının arttığı bir gerçek.Ayrıca sıcak hava dalgalarının yaşlı insanlar arasında ölümlere varan etkisi, giderek yaşlanmakta olan Avrupa kıtası için gelecekte önemli bir risk unsuru olacak,

Seller, kuraklık ve fırtınaların ardından bulaşıcı (enfeksiyon) hastalıklarında artışlar görülüyor.Lejioner hastalığı, Lyme hastalığı,enfeksiyonu, BSE deli dana hastalığı, Kırım-Kongo kanamalı ateşi, SARS, Kuş Gribi küresel ısınmaya bağlı olarak oluşan hastalıklar arasında yer alıyor,

Kuraklık sonucu su kaynaklarının giderek azalması sanitasyon eksikliği doğuracak ve kolera, tifo gibi salgın hastalıklar insanlığı tehdit edecek. İklim değişiklikleri sırasında dengesiz yağmurların yol açtığı taşkın ve seller, su kaynaklı enfeksiyonları, paraziter ve bakteri kaynaklı ishalleri arttırıyor. Sıtma, deng hastalığı buna örnek olarak gösterebilir.

Ve bu satırlara sığdıramadığımız birçok sorunlar ile karşı karşıyayız. Ne yapılmalı?

Kyoto Protokolüne taraf olan Türkiye, fosil yakıta dayalı kalkınma politikasından, yenilenebilir enerji ile kalkınma politikasına geçme yükümlülüğü altına girmiştir.

Küresel ısınmanın olumsuz etkilerini önleme açısından, Türkiye açısından alınması gerekli tedbirlerin arasında; enerji yönetimi politikaları çerçevesinde, enerji tasarrufu ve verimliğini arttırılması, enerji yoğunluğunun azaltılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının arttırılmasına yönelik Ar-Ge, eğitim ve teşviklerin yanı sıra, nükleer ve hidrojen enerjisi seçeneklerinin değerlendirilmesi konusunda da etkili politikaların üretilip, bunların bir an önce uygulamaya geçirilmeleri kaçınılmazdır.

Çocuklarımıza temiz ve yaşanabilir bir dünya bırakmak bize bırakılan emanete sahip çıkmaktır.

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?