Ferruh Varanoğlu
Ferruh Varanoğlu
f.varanoglu@gmail.com
TURİZM, COVID 19 SAVAŞINI NASIL KAZANIR?
  • 0
  • 19 Eylül 2020 Cumartesi
  • +
  • -

 

Covid-19 ile birlikte küresel anlamda hareketlilikten durağanlaşmaya giden bu süreçte ülkeler kendi içlerine kapanmak zorunda kaldı.  Aylardır tüm dünya bir virüse karşı mücadele veriyor. Küresel anlamda yaşadığımız bu çaresizliğin bilhassa ekonomik kaynaklı çokça etkisi olacağı tahminlerin ötesinde bir kabusa dönüşmek üzere.

Finansal olarak en çok etkilenen ülkeler ilk etapta kendi ekonomisinin büyük bir kısmını turizmden karşılayan ülkeler. Ve görülüyor ki, hizmet, eğlence ve turizm sektörü bir felaketin içinde kalmış durumda.

Dünya Turizm Örgütü tarafından yapılan çalışma, ülkelerin turizmden muazzam gelir elde ettiklerini, 2020 yılında ve sonrasındaki 5 yıl içinde eski rakamlara ulaşılamayacağı yönünde projeksiyon çiziyor.  Halbuki Turizm, birçok ülke için ekonominin büyük bir kısmı veya can suyu olan döviz girdisi sağladığından dolayı tetikleyici güç olarak değerlendiriliyor.

Ülkelerin Covid-19 salgını karşısında aldığı ilk tedbir giriş çıkışların kısıtlanması.

Sonrasındaki manzara ise daha vahim. COVID-19’un havayolu endüstrisi üzerindeki yıkıcı etkisini yeterince açıklayacak hiçbir kelime yok. Ekonomik kriz, havayollarına bağımlı işlerde çalışan 25 milyon çalışanı doğrudan işinden edebilir. Hava yollarının salgınla mücadele etmesi için hem finansal rahatlamaya hem de önümüzdeki sürece hazır olmaları için dikkatli bir planlama ve koordinasyona ihtiyaçları var.

Aynı durum tüm turizm sektörü bileşenleri için geçerli.

Turizm sektörü sanıldığından çok daha fazla yapı taşına sahip. Bu sektör restoranlardan kafelere, beş yıldızlı otellerden cruise gemilerine kadar çok farklı alanda hizmet sunuyor. Yaşanan veya yaşanacak olan zorluklara sadece büyük firmaların varlığı ve onların beka sorunu olarak bakmak doğru bir bakış açısı olmamakla birlikte, küçük olup da çok fazla insanın ihtiyacını gören lokasyonlara servis veren firmalar da var.

Sektör kaynakları, dünyada birçok insanın turizm’de istihdam edildiğini söylerken, bu durumun sektörün sorumluluğunu daha da artırdığından bahsediyor. Ve ne yazık ki Covid-19 sonrası turizm sektörü eskiye uzun bir süre dönemeyecek.

PANDEMİ SONRASI TURİZM SEKTÖRÜ NASIL TOPARLANIR?

Birçok sektörde olduğu gibi Turizm’de yeni formüller bulmak zorunda. Bugüne kadar bilinenleri unutarak yeni bir “prosedür”  ya da “yenilik” geliştirmek gerek.

Daha az sayıda misafir ağırlama, hijyen kurallarının yeniden düzenlenmesi, odalar ve toplu kullanım alanları ile ilgili kısıtlamalar, yeme-içme mevzuatı içindeki değişiklikler, resepsiyondan oda servisine kadar tüm hizmetin yeniden planlanması gibi çok sayıda önlem alınması ilk akla gelenler.

Bir başka yenilik ise normalleşme sürecinin belli bir aşamasından sonra başlayacak olan ülkemizde bulunan tesislerin sertifikalandırılması. Restoranlarda bir sandalye boş oturum ya da iki metre sosyal mesafe kuralı uygulamaları, otellerde bir odanın iki gün boş bekletilmesinden sonra satılması gibi düzenlemeler yapılması muhtemel.

İlk etapta turizm hareketliliğin sağlanması için iç turizm canlandırılmalı, belli bir düzeyde kontrol altına alınan virüs yayılımından sonra ülke sınırları içinde seyahat kısıtlaması kaldırılmalıdır.

Tüm bunların yapılabilmesi için hijyen kurallarına uyulmalı, tüm personel eğitim almalı ve eş zamanlı iç ve dış denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır. Burada geçmiş dönemdeki hijyen kuralları ya da malzemelerinde köklü bir değişim gerekli. Türkiye, turizm sektöründe hizmet kalitesi açısından uluslararası anlamda oldukça yetkin bir ülke konumunda.

Yeni tip Covid 19’a bağlı kayıpların zirve yaptığı bugünlerde,  Türkiye’nin ilk pandemi sonrası aldığı tedbirler ile sektörde yeterli güveni oluşturduktan sonra turistler için cazibe merkezi haline gelmesi, Dünyadaki diğer ülkelerin pandemi sürecini nasıl ve ne şekilde geçirdiklerine bağlı olacaktır.

Özellikle ilk etap normalleşme sürecinden sonra planlanması gereken bir diğer önemli husus gelen misafirin sağlık durumu idi. Uygulamaya konulması gereken zaman uzayınca, tesis girişinde kontrol yapılması, toplu alanlara girişte ateş ölçümü bir prosedürü beklemeden “ani bir refleks” ile gündeme geldi.

Misafirin sağlık geçmişinin taranması ile ilgili düzenlemeler hala gündemde. Bazı uluslararası kurumlar tesis öncesi test yapılması ile ilgili planlamalar üzerine çalışmalar yapıyor. Bu önlemlerden çıkacak en keskin sonuç;  her insanın bir sağlık karnesine sahip olması gerekliliğidir. Kişilere ait kimlik belgeleri gibi bir de sağlık kimliğinin olması üzerine daha enformatik çözümler üretilebilir.

Yeni uygulamada “kişisel sağlık danışmanı” hizmeti heryerde uygulanamasa da,  bir telefon kadar uzak olan bu danışman, otellerin misafirlere otelcilik hizmetlerinin yanında bir de hastane güveni yaşatması hedefleniyor. Öyle gözüküyor ki Covid 19, hizmet çeşidinin fazla olduğu bir sektöre daha başka birçok yeni gelişme ekleyecek.

GÖSTERİŞLİ OTELLER YERİNE “SMART HOTEL” UYGULAMALARI ÇOĞALTILMALI

Dünya’nın mega kentleri bunu bir süre önce deneyimledi fakat Türkiye’de bu konsepte yakın oteller ne yazık ki hala teknik sıkıntılar yaşıyor.

Anahtar karttan kimlik bilgileri paylaşımı için paylaştığımız karta kadar birçok noktada insan teması olduğu için hijyen bir kenarda bırakılıyor. Tam teçhizatlı “smart hotel” uygulamasına geçilmesi için bu salgın durumu fırsata çevrilmeli. Yakın zamanda sistemi robotlara bırakmayacağımız düşünüldüğünde çalışma sisteminin revizesi zaten kaçınılmaz.

Dünyada farklı örnekleri olmakla birlikte, Türkiye’nin her konaklama ruhsatlı işyerlerinde sistem şu şekilde kurulmalı;

Öncelikle check in, kimlik bilgileri gibi işlemler web üzerinden olmalı, bu işlemler tamamlandıktan sonra sistem QR kodlu oda kapı giriş kartı online olarak oluşturmalı, oda içinde tüm resepsiyon işlemleri için otelin aplikasyonu kullanılmalıdır.

Bunun yanı sıra A’la carte, spa gibi hizmetlerin rezervasyonu ve satın alım işlemi bu aplikasyon üzerinden olmalıdır. Tesis içinde ekstra alınan her şey için ödeme bu şekilde yapılmalıdır. Bu yöntem ile temas minimum seviyeye indirilmelidir.

İşlemler beklemeden hızlı olarak yapılacağı için hizmet kalitesi yükselecek, birçok maliyet de bu şekilde azalma eğrisine dönüşecektir.

Bunlar zaten yapılıyor, bilinmeyen şeyler değil….şeklinde yaklaşanlar olabilir..

Çözümsüz kalınan taraf zaten yapılabileceklerin bu kadar ile sınırlı olması.. Gerisi müşteride..

Her ne kadar oteller hizmet kalitelerini yükseltseler bile Covid-19 salgını sonrası oluşan travma çok kolay atlatılamayacak. Müşteri memnuniyeti’nin çıtası artık eskisinden çok daha yukarıda..

HAVAYOLLARI “OUT”, ÇADIR, KARAVAN, DEMİRYOLLARI “IN”

Birçoğumuz, sosyal mesafe kuralı uyarınca kalabalık otellerden ziyade daha az insanın olduğu alanları tercih yönünde evrilmek üzereyiz. Keza, alınacak önlemlere paralel artacak havayolları ulaşım fiyatları düşünüldüğünde farklı alternatifler kaçınılmaz hale geliyor.

Yaşanılan her kriz aynı zamanda kendine ikame bir fırsat sunuyor.

Bu krizin fırsatı ise 90’lı yıllardaki gibi karavan ve çadır turizmi canlandıracak olması belkide.

Artan ulaşım maliyetlerine karşın sağladığı birçok kolaylıktan ve sağlık için güvenilir olduğundan karavan ile seyahat tercih sebeplerimizden biri olabilir.

“Karavan turizmi” Türkiye’de gelişememiş bir turizm türü. Gerekli yatırımlar ve alt yapı çalışmaları yapıldığı takdirde karavan ile sindire sindire Türkiye’yi gezme fikri, bu konuda alternatif arayan ve farklı bakış açılarına açık olan insanlar için çok iyi bir seçenek. Tabii ki; Karavan kamp alanlarının oluşturulması, teknolojik alt yapının kurulması ve tüm hizmetlerin güvenilirliğinin sağlanması şart.

Bir diğer alternatif ise “tren” ile seyahat.. Özellikle gençler tarafından tercih edilen tren, uzun zamana mal olsa bile ucuz ulaşım aracı olduğundan dolayı eski popülaritesine dönme noktasına hiç bu kadar yaklaşmadı. Türkiye’nin coğrafi konumu ve sahip olduğu güzellikler, Avrupa ve Asya’da yaşayan orta gelir grubu için gözde yeni adres olmasına sebep olabilir.

Ve sonuç;

Mutlaka ve mutlaka “alternatif butik tatil” şekillerine göre çalışılmalı, sistem daha küçük gruplar ile konaklamalı veya ortak gezi planları yapmaya yönlendirilmelidir.

Türkiye’nin en zengin kaynaklarından “Termal” çok iyi değerlendirilmelidir.

Hiç vakit kaybetmeden, kış sporları, yayla, akarsu, botanik, dağcılık, golf, hava sporları, inanç, kuş gözlemciliği, mağara, sualtı dalış gibi turizm çeşitleri ile dış turizme yönelik alt yapı çalışmaları yapılmalıdır. Bu şekilde yüksek sezonda deniz turizm ile kaybedilen dövizin diğer sekiz ay içinde bir şekilde geri dönüşümü olması sağlanmalıdır.

Bu konudaki en büyük görevin Kent Belediyelerine yani Yerel Yönetimlere düştüğü açık.

Bu büyük değişimi sağlayan yönetimlerin, yeniden seçilmeleri için kapı kapı dolaşıp oy istemelerine gerek kalmayacak. Çünkü 21. Yüzyılın insan modeli Covid 19 ile birlikte önce Hijyen’i, sonra da kendi rahatı ve güvenliği için gerçekten elini uzattığında alabileceği hizmeti çok iyi öğrendi.

 

 

 

 

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?