Mehmet YILMAZ
Mehmet YILMAZ
mehmetyilmaz@kentgazetesi.com
On parmakla yazmak!
  • 0
  • 19 Ocak 2020 Pazar
  • +
  • -

Bir kurumda iki parmak yazan biri, on parmak yazanların yöneticisi olursa o kurumda ne gibi değişimler olur? İş hayatında, sanayide, siyasette, eğitim kurumlarında ilişkiler ne yönde gelişir?

Yaptığı işle ilgili yeterli bilgi ve beceriye sahip olmayan kişinin bir kurumun başına yönetici olarak getirilmesi, moral bozukluklarına, körelmeye ve gerilemeye sebep olur. Bu gün eğitim kurumları başta olmak üzere, yandaşa kadro açma adına devlet kurumlarının ne halde olduğu ortada.

Karakteri düzgün biri, işinde yeterli değilse ona ne kadar güvenebilirsiniz? Sağlam bir karakteri olduğuna inansak bile yeteneğine inanmıyorsak, o kişiye nasıl güvenebiliriz? İş hayatındaki birçok güvenilir insan, yeterli olmadığı işlere girmesi sonunda itibarını yitirdiği için “yaramaz” damgası yemiştir. İşi bilmeyen, bilmediğini de bilmeyen kişiye ne kadar güvenebilirsiniz? Öte yandan becerikli, işi biliyor fakat karakteri zayıf. O da güven vermez.

Karakter ve yeterlilik bir arada olmadan hiçbir yönetici güvenilir sayılmaz. Yeterlilik yoksa karakter olsa bile kararları kendi başına alamaz. Keyif için dememişler, “çıraklığını yapmadığın bir işin ustası olamazsın!” İyi Bildiğiniz bir işi yapmıyorsanız, karşılaşacağınız sorunların çözümü ile ilgili yeteri bilgi ve beceriye sahip değilseniz, işinizde başarılı olma ihtimaliniz hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Yeteri olgunluğa sahip olmayan insanlar baskıya nasıl tepki verirler? Bir iş yerinde patron, bir kurum müdürü veya yönetici çalışanlar istediği gibi davranmadığında nasıl tepki verir? Bir öğretmen istemediği tarzda soru soran öğrencisi veya öğrenci velisine nasıl tepki verir?

Etkin düzeydeki insanların her soruyu kendisine yapılan bir tehdit olarak görmesi, buna karşılık konumdan aldığı gücü kullanması nasıl bir etki yaratır? Böyle bir durumda ilişkilerin sağlıklı yürüdüğünden bahsedilebilir mi? İlişkiler sağlıklı değilse işbirliğinden bahsedilebilir mi? Herkesin keyfi davrandığı bir kurumda başarıdan bahsedilebilir mi? Başkalarına kurallara uyma ve istediği doğrultuda konuşma konusunda baskı yapmak, özgür düşüncelerini engellemez mi? Özgür düşüncenin olmadığı yerde özgün fikirler ortaya çıkmaz, bu da üretkenliğe zarar verir.

***

 Feyzullah Yılmaz ile tanıştığımızda ikimiz de otuzlu yaşların başındaydık. Kendisi Hacca gitmiş ve o vasıflara bağlı yaşamaya azami özen gösteren tanıdığım ender insanlardan birisi. Son yıllarda seyrek de olsa bir araya geldiğimizde sohbetinden keyif aldığım iyi dostum. Birçok kez eşi ve çocuklarıyla konuşmasına şahit oldum.  Alışverişe gelen müşterileriyle, mal satmaya gelen pazarlamacılarla olan diyaloğuna, borçlu olanlara yaklaşımlarına şahit oldum. Her yönüyle örnek, değerlerine yüzde yüz bağlı yaşamaya bir iş insanı.

İstanbul’da yaşayan bir dostunun, tapulu arazisi, İnegöl’deki kadastro çalışmaları sırasında hazineye yazılır. Arkadaşı tapu ve vergi makbuzlarını göndererek kendisinden yardım ister. O da evrakları alır o dönemde Tapu Kadastro müdürü olan, baba dostu Ali beyin yanına gider. Ali bey evrakları inceler, yanlışlığın bir dilekçeyle düzeltilebileceğini söyler. “Çaylarımızı içene kadar dilekçe yazılır” der ve bir memuru çağırıp konuyla ilgili dilekçeyi yazmasını söyler.

O zamanlarda devlet dairelerinde şimdiki gibi bilgisayar yok. Yazışmalar daktilo kullanarak yapılmakta. Memur iki parmak kullanarak büyük bir dikkatle yazdığı dilekçeyi getirir. Ali bey yazıyı inceler, birkaç kelimeyi çizip, düzelterek yeniden yazmasını ister.  Bu arada çaylar çoktan bitmiştir. İkinci kez yazılan yazıda da bazı kelimeler yanlış yazılmıştır. Bir daha çizip yeniden yazması istenir memurdan. Üçüncü kez yazılan dilekçeyi eline alan Tapu Kadastro Müdürü yine yanlış yazıldığını görür. Memura “tamam” der ve yerine gönderir. Hizmetliye iki çay getirmesini söyleyerek, “bana iki dakika müsaade et” der. Yana döner masadaki daktiloda on parmakla iki dakika geçmeden yazıyı yazıp bitirir. Daha çaylar gelmemiştir. Hacı Feyzullah, “madem bu kadar biliyordun da ne diye beklettin beni bir saatten beri” der gibi bakar baba dostuna. O da Hacım, “on parmak yazmayı bilmiyorsan iki parmak yazdıramazsın” der.

En iyisi kurumlarda liyakat sahibi, on parmak yazmayı bilen insanları iş başına getirmek. İş hayatında, sanayide, siyasette, eğitim kurumlarında,  başarı veya başarısızlık yöneticilere olan güvene bağlıdır. Kurumların da ülkenin de yükselişi buna bağlıdır.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?