Mehmet YILMAZ
Mehmet YILMAZ
mehmetyilmaz@kentgazetesi.com
Rehavet Öldürür!
  • 0
  • 04 Ağustos 2020 Salı
  • +
  • -

Artık her şey normal zemine oturmuş, salgın sona ermiş, her şey yolundaymış gibi davranmaya başladı insanlar. Bir başarı ya da zafer kazanmış edasıyla tedbirler elden bırakıldı. Bu gevşeklik, tembellik, rahatlama ve uyku halinin ölüm uykusu olmayacağını kim garanti edebilir?

Düğünler, asker uğurlamaları, cenaze törenleri derken, en son Kurban Bayramı süresince şehirler ve sahillerde gördüğümüz manzaralar COVİD-19 diye bir şeyle hiç karşılaşmamış olduğumuz, ya da salgının çoktan bittiğini gösterir nitelikteydi.

Vaka sayısındaki artışların açıklanan resmi rakamların çok üzerinde olduğu iddia ediliyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde Malatya Valisi Aydın Baruş, Korona virüs vaka sayılarındaki artışla ilgili olarak, “Son 4 gündür günlük 100’lü rakamları aşıyoruz” dedi ve vatandaşları kurallara uymaları konusunda uyardı. Malatya’da ilk vakanın çıktığı 15 Mart tarihinden itibaren 1 Temmuz’a kadar düşük sayılarla seyreden salgının bu tarihten itibaren sürekli yükselişe geçtiğini, son 4 gündür de günlük 100’lü rakamların aşıldığını belirterek, toplamda pozitif vaka sayımız 2 binin üzerine çıktığını söyledi.

Bir ilde günlük vaka sayısı 100’ün üzerine çıkıyorsa, Türkiye geneli vaka sayısı nasıl oluyor da 1000’in altında kalıyor? Bu sonuçlar ister istemez kuşku uyandırıyor.

COVİD-19 bilgilendirme tablosunda entübe ve yoğun bakım hasta sayılarının çıkarılmasının başarısızlığın ikrarı ve vaka sayısındaki artışı gizlemeye yönelik olduğu ileri sürülüyor. Bu iddialar da ister istemez vatandaşta boş vermişliğe yol açıyor.

İnsan kazanmayı garantilediğinde rehavette kapıldığı gibi,  umutsuzluğa kapıldığında da rehavete düşebilir. “Nasıl olsa kazanamayacağım, ne yaparsam yapayım bunu değiştiremeyeceğim, bu kaçınılmaz son!” dediğinde de rehavete kapılabilir. Bu durum özellikle risk gurubunda olan insanlar diğerlerine göre daha fazla tehdit etmektedir.

Vaka sayılarının binin altında seyretmesi ve ölüm oranlarının azalması rehavete kapılmanın asıl nedeni olarak görülüyor uzmanlar tarafından.

Yaz mevsiminde olduğumuz için öksürüp hapşıranlar az. Dolayısıyla damlacık yayılımı da salgının başladığı dönemdeki kadar fazla değil. Asıl tehlike,  böyle devam edeceğinin sanılmalı ve buna alışılmalı.

Risk gurubundakilerin de eskisi kadar dikkat etmediğini gördüğümüzde “salgın bitti mi acaba” diyesi geliyor insanın. Oysa sosyal mesafeyi korumak yeterli değil. Tam koruma sağlamak için temizlik kurallarına harfiyen uyulduğu gibi, sosyal mesafenin korunmasıyla birlikte, aynı ortamdaki herkesin maske takması da gerekiyor.

Bakıyoruz bir gurup insan var sahilde tek başına yürüyor. Kumsalda güneşleniyor, ya da bir yere oturmuş, denizi seyrediyor. Yanında yakınında kimse yok. Maske takmasına hiç gerek olmadığı durumlarda bile, maske nasıl takılması gerekiyorsa öyle takmış.

Bir gurup insan var, yürürken yolda, çarşı-pazarda, sahilde, şehirlerin en kalabalık yerlerinde dahi maske takmıyor, hiçbir uyarıyı dikkate almıyor.

Bir gurup var, hiçbir yerde maske takmıyor. Bir gurup da her yerde maske takmıyor. Farklı bir gurup da maskeyi ya çenesine, ya da koluna takmayı yeterli görüyor.

Farklı bir gurup da, “ben temizim, bende virüs yok. Bana bir şey olmaz. Biz iyi besleniyoruz, bağışıklık sistemimiz güçlü. İnatçı kişiliğim var kafama koyduğumu yaparım. Ne yapalım bunaldık. Çok sıkıldık. Ne yapacağımızı şaşırdık…” diyor.

Nereden biliyorsun temiz olduğunu, sende virüs olmadığını, san bir şey olmayacağını? Bu görünen bir şey mi? Say ki sende yok, ya bende varsa?  Ya benim bağışıklık sistemim zayıfsa, ya bana bulaştırırsan?

Maskenin nerede takılacağını, neden taktığını, nasıl takacağını, niçin kurallara harfiyen uyması gerektiğini bilenlerin yeterli çoğunlukta olmadığı her yerde görülüyor. Niçin kurallara uyulması gerektiği algısı herkese göre farklı kabul görüyor.

Umarım bu rehavet, “haşlanmış kurbağa” vakasına dönüşmez. Umarım bu rehavet, birbirimiz için ölüm uykusuna sebep olmaz.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?