Mehmet YILMAZ
Mehmet YILMAZ
mehmetyilmaz@kentgazetesi.com
Taassup, Muhafazakarlık değildir
  • 0
  • 29 Temmuz 2020 Çarşamba
  • +
  • -

 

Muhafazakâr, mevcudu, var olanı koruma, muhafaza etme amacı güderken, taassup sahibi körü körüne bağlanma eğilimindedir. Mankurt da efendisinin direktiflerine göre hareket etmekte, isteneni yapmaktadır.

Taassup sahibi insan köleliği gönüllü kabul etmişken,  Mankurt bir projenin eseridir. Zorlama sonucu bilinci yitirilmiş, zihnini kullanma yeteneği elinden alınmış köledir!  Kendi kimliğinden kopmuş, ait olduğu toplumun değerlerine yabancılaşmıştır.

Mankurt, sadece efendisinin emirlerini yerine getiren bir köledir. Muhakeme yapmaz, sorup sorgulamaz, iyiyi kötüyü ayırt etmez, bir robot gibi kendisine verilen emirleri yerine getirir.

Mankurt/mankurtlaşma Cengiz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” adlı romanında ortaya konulan bir kavramlardır. Romanda geçen efsaneye göre vakti zamanında bölgede Kırgızlar’ın düşmanı olan juan-juan adlı barbar bir toplum yaşamaktaydı. Aralarında sık sık toprak savaşları çıkan Juan Juanlar acımasızdı. Ele geçirdikleri esirleri “Mankurtlaştırmakla” biliniyorlardı. Esir aldıkları yağız Kırgız delikanlılarının başlarını iyice kazıdıktan sonra, kesilen deve derisinin en kalın yeri olan boyun kısmından bir parçayı başlarına sımsıkı sarıyorlardı. Daha sonra ise deve derisi başından çıkmaması için esirlerin bedeni sabit kalacak şekilde bağlıyorlardı. Bu işlemden sonra esirler günlerce kızgın güneşin altında tutuluyorlardı. Güneşte kuruyan deri esirin kafasını her geçen gün sıkarak dayanılmaz acılar vermeye başlıyordu. Bunun yanında uzayan saçlar da kuruyan deriyi delemediği için geriye doğru uzayarak kafaya batıyordu. Başını taşlara vurmasın diye iyice bağlanan esir, ıssız bir yerde dört beş gün aç susuz bırakılırdı.

Beşinci günün sonunda çoğu ölüyor, ölmeyenler de hafızasını yitiriyordu. Hayatta kalanlar kendilerine su ve yiyecek getiren efendilerine kayıtsız şartsız biat eden birer köle oluyordu. Zaman içerisinde eski gücüne yeniden kavuşan, ancak geçmişini hatırlamayan mankurt, efendisine itaatten kusur etmiyordu.

Juan Juanlar ile savaşıp esir düştüğü için mankurtlaştırılanlardan biri de Nayman ananın oğlu Colaman’dır. Oğlu Colaman’ın yaşadığını öğrenen Nayman Ana, oğlunun peşine düşer ve uzun süren aramalardan sonra onu bulur. Nayman Ana oğlunun yanına gelir ve onunla konuşur. Colaman artık bir mankurt olmuştur. Anasını, atasını, yerini ve yurdunu hatırlamamaktadır. Oğlunu kurtarmak için çırpınan Nayman Ana ne söylerse söylesin, oğlu öyle hareketsiz durmakta ve boş gözlerle ona bakmaktadır. Mankurt oğlu artık onu tanıyacak ve sözünü dinleyecek durumda değildir.

Colaman’ı mankurtlaştıran efendisinin geldiğini gören Nayman Ana hızla oradan uzaklaşır. Colaman’a yanındakinin kim olduğunu sorar. Colaman tanımadığını söyler. O gelenin kim olduğunu anlamıştır!  Colaman’a bir ok ile yay verir ve bir daha geldiğinde öldürmesini emreder. Juan Juanlar oradan uzaklaşması üzerine Nayman Ana tekrar oğlunun yanına gelirken, “mankurt oğul” efendisinin emrini yerine getirmek için öz anasına nişan alır. Nayman Ana daha “Dur! Atma!” derken Mankurt Colaman’ın attığı ok, Nayman Ana’nın sol böğrüne saplanır. Mankurtlaşan oğul, efendisi uğruna öz anasını öldürür.

 

Cengiz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel”  kitabındaki efsaneye göre Mankurtlaştırma usturaya vurulmuş kafalara, yeni kesilen devenin boyun derisi sıkıca sarılarak tezahür etmiş olabilir. Günümüzde bilinci yitirilmesi ve zihinsel yeterliliğin ortadan kaldırılması için ustura ve deve derisine gerek duyulmamaktadır. Milli kimlikten uzaklaşma ve yaşanan topluma yabancılaştırmanın çok farklı şekilde cereyan etmektedir. Dün şiddetle tepki gösterdiğimiz bazı olaylara bu gün tepkisiz kalmamızın sebebi nedir sizce?

Reklamlarda en önemli obje cinselliktir. Hissetmeden bilinçaltına veriliyor, ilk başlarda tepki gösterdiğimiz davranış ve olayları kanıksıyor ve zaman içinde hoşgörüyle karşılayabiliyoruz. Yavaş yavaş alıştıra alıştıra veriyorlar.

Zihinsel işlevin yitirilmesi için ille de deve derisi gerekmiyor. Bu gün kafamızı sıkan bir deri yok belki, ancak farkına bile varamadığımız bilinçaltına yapılan müdahaleler var. Algıya yönelik çalışmalarla, kişinin bilinçaltına doğrudan gönderilen gizli mesajlar düşünceleri değiştiriyor. Düşüncesi değişen insanın davranışı da değişiyor. Duyduklarımıza yüklenen anlamlar davranışlarımızın asıl sebebidir! Ekranın insanları yönlendirdiğini artık bilmeyen var mı? Çoluğumuzu çocuğumuzu yönlendiren ekranlar.  Peki, ekranları kimler yönlendiriyor?

Karınları doyan ruhları aç bırakılan çocuklar yetiştirdik. Aç gözlülük, midesi doymuş ama ruhu aç insan tipidir. Çocukları doyurmayı maddi ihtiyaçlarını gidermeyi bir hüner saydık. Onların ihtiyaçlarını karşılamak için gece gündüz çalışırken, farkında olmadan sevgiden mahrum bıraktık. Örf ve adetlerimizi öğretmedik. Sofra adabını, misafir karşılamayı, uğurlamayı, hal hatır sormayı, selam vermenin önemini öğretemedik. Vatanımızı canımızdan aziz bilirken, vatan savunmasını toprak savunması olarak gördük. Toprakları muhafaza edilen ve beyinleri işgal edilmiş nesiller yetiştirdik. Toprak işgalinin vatansız bırakacağını, ancak beyin işgalinin köle yapacağını unuttuk.

Bunun en açık göstergesi de geçtiğimiz Cuma günü Ayasofya’da 86 yıl sonra kılınan Cuma namazında gördük. Diyanet İşleri Başkanı, Hutbe için minbere elinde kılıçla çıkıyor. Sanki Ayasofya yeni fethedilmiş gibi. Türk İstiklal Savaşı’nın kahramanlarını, İstanbul’u işgalden kurtaran, Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusuna ve yönetim kadrosuna lanet okuyor. Binlerce insan da buna sessiz kalıyor, alkışlıyor, sosyal medyada paylaşıyor.  İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Makamını işgal eden, sözde eğitimci bir densiz de, “Bize dayatılan Lozan kilidinin bir parçasını daha çöpe attık. Gerisi diğerlerinin başına…” diyor.  “Şimdi değilse ne zaman, sen değilsen ki? Hilafet için toplanın” diyor bir başkası.

Hangisi o günün şartlarına kendi siyasi, gözlüklerini çıkarıp bakmakta? Sosyal medyada yazılan yorumların ne kadarı konuyla ilgili gerçek bilgiye sahip? İtibar ettikleri, takip ettikleri sözde aydınların tarihi gerçekleri saptırdığının farkındalar mı?

Mankurtlaşma tuzağına düşmemenin en önemli yolu zihinsel prangaları ortadan kaldırmaktır. Bu da ayık, bilgili ve çevrede olup bitenlerin farkında olmakla mümkündür. Zihnimiz duygularımızı, duygularımız düşüncelerimizi kontrol etmektedir. Davranışları düşüncelerin dışa yansımasıdır. Bu gerçekten hareketle, sorgulayarak doğru bilgiye ulaşarak, gerektiğinde tepkimizi ortaya koyacağız. O zaman her şeyin çok güzel olduğunu göreceğiz.

 

 

 

 

 

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?