Nesibe CÜRE
Nesibe CÜRE
kentinsesi@kentgazetesi.com
KÜÇÜK GÜN IŞIĞIM
  • 0
  • 12 Temmuz 2020 Pazar
  • +
  • -

“Gerçek kaybeden, kazanmayan değildir. Gerçek kaybeden; kaybetmekten o kadar korkar ki kazanmayı denemez bile.”

Kendi içimize çekilip, dış dünyaya farklı görünmeye çalışırız. Çünkü böylesinin daha güvenli olacağına inanırız. Sığınağımız kendimizizdir ve asıl olanı herkesten saklarız. Fakat bu düşüncelerin içinde atladığımız bir nokta var sanki.

Hayatın bizim olduğu.

Dış yargılara o kadar bağımlıyız ki, kendimizin kim olduğunu anlamakta zorluk çektiğimiz zamanlar olmuyor mu? Çoğu konuda özgürüz bize kalırsa ama dedim ya, bize göre kendimiz sığınağının dışında. Ya da uğruna her şeyi yapabileceğimiz o heveslerimiz bazen gerçek olmayabiliyor. Hayat çoğu zaman sıkıcı belki de bunaltıcı bir hal alabiliyor hatta.

İşte hayatın bunaltıcı anlarından birinde hatırlayarak sizi iyi hissettirecek bir film Küçük Gün Işığım (Little Miss Sunshine). Hepimizin istediği kazanmakla ilgili, fakat herkesin kaydeben olduğu. Kaybederken bambaşka biri olduğumuzu anlatacak. Kısacası size kendi içinize bakma fırsatı verecek.

Uzaktan bakınca bir yol filmi olması ve bize yansıtılan klasik aile tablosu ile gözümüzde klişe Amerikan filmlerini anımsatıyormuş izlenimi verebilir. Ama özgün senaryosu ve işleyişiyle bu tabuların hepsini yıkıyor ve bizden kocaman bir alkışı hak ediyor. 2006 yapımı olan bu tatlı filmimiz sadece bizden mi takdir topluyor dersiniz? Tabi ki de hayır. O yıl içerisinde hem Oscar’da (79.Akademi Ödülleri) hem de BAFTA’da En İyi Orijinal Senaryo Ödülü’nü hakkıyla sırtlanıyor. Aynı zamanda En İyi Yardımcı Erkek Ödülü (Alan Arkin)  ve En iyi Uluslararası Film Ödülü’nü(BAFTA) kazanıyor.

Senaristi Toy Story 3, Star Wars The Force Awakens filmlerinin yazarı Michael Arndt’ın olduğu, yönetmenliğini Jonathan Dayton ve Valerie Faris’in üstlendiği bu filmi diğer Amerikan yapımlarıyla kıyaslamamız gerekirse en güzel yanı aktarılması gereken duyguların dozunun çok yerinde olmasıdır. Yerli yerinde biraz komedi biraz dram azıcık ucundan macera ile güzel harmanlanmış bir yapım, nazikçe içinize işlediğini ve içinizin ısındığını hissedeceksiniz.

Birbirinden farklı karakterleri barındıran, herkesin kendi âleminde olduğu bir aile ve bu ailenin en küçük yapı taşı Olive.  Olive’in en büyük hayalini gerçekleştirmek için gidilmesi gereken uzun bir yol var önümüzde. E tabi yolların vazgeçilmezi o sarı minibüsümüz de bizimle. Bütün bunlar bir araya gelince de ince ince işlenmiş bir hikaye çıkıyor karşımıza. Aile bireylerinin bu yolculuk vasıtasıyla kendi uğraşlarından kopup bir araya gelmeleri, birbirlerini daha iyi gözlemleyebilme imkânı bulmaları tam da bu virüs sürecinde tüm aile fertleriyle evde kalmak durumda olan ve belki de ilk defa birbirini daha yakından gözlemleme fırsatı bulan kişilerin de çokça anlamlar çıkaracağı bir film olacağından hiç şüphemiz yok.

Mesele tamamen kazanmakla alakalı mı? Yoksa yola çıkmak başlı başına bir cesaret mi zaten? Kendiniz olmaktan korkmak, sıkı çalışmalar sonunda başarısız olmak, hayatın ağırlığında ezilmemek için sürekli koşturmak…

İşte küçük bir ara fırsatı.

Filmi bana öneren ve yazımı yazmamda yardımcı olan Gözde Akdoğan’a teşekkür ederim.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?