Selma Ayrıç
Selma Ayrıç
selmaayric@kentgazetesi.com
İKİNCİ YENİ’NİN HÜZÜNLÜ ŞAİRİ: CEMAL SÜREYA
  • 0
  • 10 Ocak 2021 Pazar
  • +
  • -

Pülümür’de 1931 yılında; sevmek, sevilmek, özlemek, acı çekmek en önemlisi de yazmak için bir çocuk gelir dünyaya.O çocuk büyür ve her birimizin yüreğinde kelimeleri tek tek işleyen usta bir şaire dönüşür. Cemal Süreya…

Aramızdan ayrılışının 31. yıl dönümü anısına… Sonsuz minnet ve saygı ile.

”Annem çok küçükken öldü.Beni öp, sonra doğur beni.”

 

Asıl mesleği Maliye Bakanlığında müfettiş olan Cemal Süreya’nın şiir ile tanışması annesi Güllü Hanım’ın çocuk yaşta kendisine ”Aslı ve Kerem” hikayesini anlatması ile başlar. 6 yaşında annesini kaybetmesi ile şiir yazma isteği ilkokul yıllarından itibaren özlem duygusuyla iyice pekişir. Yazdıkça yazar Cemal Süreya. Annesinin ölümüne, üvey annesinin kız kardeşlerine yaptığı işkencelere, aşık olduğu kadınlara, yalnızlıklarına,sürgün yaşamına… Hissettiği her duyguya dair son nefesine kadar yazar. Yazmak onun için bir sığınaktır. Yazdıkça gömer duygularını toprağa. O gömdükleri ise kök salıp bir ağaç misali; adına ”şiir” dediğimiz türde günümüzde varlığını sürdürmeye devam eder.

”Kaldı işte; çayımız bardakta. Çocukluğumuz sokaklarda. Mutluluğumuz kursağımızda. Sevdiklerimiz uzaklarda. Gülüşlerimiz fotoğraflarda.”

Alışkanlıklarına bağlıdır Cemal Süreya. Arkadaşlarıyla aynı yerde buluşur. Aynı yerde aynı kişilerle yemek yer.İç dünyasını dışa yansıtmaz. Acı ile aşkı birleştirip yeni yepyeni bir akım oluşturur kendine. Kendini kendine ispatlama çabası hayatı boyunca hep devam eder. Ben en iyiyim, demez hiçbir zaman. Onun için imza kuyruklarına girildiği dönemde bile hep bir acaba ile yaklaşır, acaba gerçekten yazabiliyor muyum, diye düşünür.

Edebiyatta ”İkinci Yeni” akımı içinde adını duyurur. Şiirlerinde dil yanında edebi dili de kullanır. Şiirin tek bir bireyin anlamasına yönelik olmayacağını, her insanın okuduğunda muhakkak bir şeyler anlaması gerektiğini savunmuştur. Erotik imgeleri de cesur bir şekilde kullanmıştır. Süreya, imgesel, dil-sözcük oyunları içeren, konuşma dilinden uzaklaşmayan, soyut, biçimi önemseyen, edebi sanatlarla dolu şiirler yazar.Gelenekten yararlanır ama bunu yaparken yeni i imgelere tutunur ve bir ucuyla Doğu’ya diğer ucuyla Batı’ya uzanan geniş bir şiir iklimine sahiptir.Ülkü Tamer, Cemal Süreya’nın bu özelliklerini ”Cemal: Atlas Okyanus’nda Fırat’ın salı/ Zap suyunda Alp Çiçeği” diyerek çok güzel bir şekilde özetlemiştir.

Üvercinka (1958), Göçebe (1965), Beni Öp Sonra Doğur Beni (1973), Uçurumda Açan (1984), Sıcak Nal (1988), Güz Bitigi (1988) ve Sevda Sözleri (1990) adlarındaki şiir kitaplarının yanı sıra deneme, eleştiri, günlük ve antoloji türlerinde de yazmıştır.

ÜVERCİNKA

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil…

Eserlerinde en sık işlediği temalar aşk, kadın, yalnızlık, sosyal ve siyasal eleştiriler, ölüm, tanrı düşüncesi, portreler ve manzum poetikadır. Sosyalist bir dünya görüşüne sahip olan Süreya, Papirüs dergisini çıkarmış ve bu dergide edebî görüşlerini açıklamasının yanı sıra dergiyi bir aydın olarak fikirlerini ortaya koymak için araç olarak kullanmıştır.

Yazdığı kitaplarla 1959’da Yeditepe Şiir Armağanı (Üvercinka), 1966’da Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü (Göçebe) ve 1988’de Necatigil Şiir Ödülü (Sıcak Nal ile Güz Bitigi) kazanmıştır.

Cemal Süreya 9 Ocak 1990’da girdiği şeker koması sonucu vefat etmiş, cenazesi 10 Ocak’ta Şişli Camii’nde kılınan öğle namazından sonra Kulaksız Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.

Biz hakkında sayfalarca yazılar yazıp onu anlatmaya çalışsak da o kendini çok kısa ve net bir şekilde çoktan anlatmıştır bizlere:

”1931 yılında doğdum. 1937 yılında annem öldü. 1944 yılında Dostoyevski’yi okudum. O gün bugündür huzurum yoktur. Biyografim budur.”

 

—————————————————————————————————————————

 

 

BİLİYORUM SANA GİDEN YOLLAR KAPALI

Biliyorum sana giden yollar kapalı

Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni

Ne kadar yakından ve arada uçurum;

İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm

Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım

Ben artık adam olmam bu derde düşeli

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum oradan oraya

Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi

Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;

Hangi şarkıyı duysam, bizim için söylenmiş sanki

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor

Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;

Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım

Bu böyle pek de kolay değil gerçi…

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;

Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,

Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,

Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

Bir gece yarısı yazıyorum bu mektubu

Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.

Cemal Süreya

 

——————————————————————————————————————-

 SANAT UZUN,HAYAT KISA

 

Sabahına müthiş heyecanlı uyandığım doğum günlerine sahip olmadığımı fark ettim 26.yaşımın son gecesinde. Bu heyecansızlık son 2-3 yıldır mevcut. Korkutuyor içten içe sanırım beni artık bu yeni yaş almalarım. Yaşlanmak mı yoksa saçlarımdaki aklar mı? Elbette hayır. Beni korkutan zamanın bu denli hızlı geçmesi. Lunaparktaki hızlı tren misali. Biniyorsun ve iniyorsun. Aslında 1 dakika olan fakat insana 5 saniye hissi veren zaman akışına sahip yeni yaş alma süreçlerim sanki artık. Dünyada o kadar gezilecek yer, okunacak kitap, dinlenecek müzik, izlenecek dizi,film var ki…Üzülüyor insan. Zaman hiçbir zaman yetmeyecekmiş gibi ve öldüğünde çok uzaklardan dünya denilen bu yere bakıp artı eksi hesaplarını yaptığında sınıfta kalmaktan. En kötüsü de yaşama hiçbir zaman yetişememek hissi. Romalılar bu durumu çok güzel bir şekilde özetlemiş: ”Ars longa, vita brevis.” SANAT UZUN, HAYAT KISA. Hoş gel 27.yaşım. Dolu dolu gel lütfen.

 

————————————————————————————————————————–

NE OKUMALI ?

Bu hafta sizlere sizlere Cemal Süreya’nın da okuyup çok etkilendiği bir romandan bahsetmek istiyorum. SUÇ VE CEZA

Dönemin Rusya’sı: Fakir, karın tokluğuna çalışan bir sürü insan ile dolu. Ve bu insanları hem maddi hem de manevi yönden fırsat bilip sömüren sözde zenginlerle. Raskolnikov adlı başkahramanımız tam da olarak böyle bir Rusya’da yaşamını sürdürür. Anne ve kardeşinden uzakta yaşar. Ailesi onun hukuk fakültesi öğrencisi olduğunu sanmaktadır. Fakat Raskolnikov okulu ekonomik nedenlerden dolayı bırakmıştır bile çoktan. Petersburg’taki yaşamını da eşyalarını bir koca karıya rehin vererek sağlamaya çalışır. İşte o zaman planlar yapmaya başlar kafasında. Bu kadını öldürerek bu zorlu yaşantıdan kurtulmayı hedefler. Bir gün rastgele bir meyhaneye oturur. Bu meyhanede öldürmeyi planladığı tefeci kocakarının hakkında konuşan iki subayın sözlerine kulak misafiri olur. Subaylardan biri bu tefeci kocakarının insanlara yaptığı baskılardan, kız kardeşi Lizaveta’yı dövmesinden bahsederler. Ve o koca karıyı öldürürse dünyanın bir pislikten kurtulacağını asla da vicdan azabı çekmeyeceğine dair söylentileri duyar.İşte roman Raskolnikov’ un bu koca karıyı ve tesadüfen ablasının yanında bulunan kocakarının kız kardeşi Lizaveta’yı öldürmesiyle başlar. Sonrasında Raskolnikov’un psikolojik bunalımlarını anlatmasıyla devam eder. Çaldığı paraları da hiçbir zaman harcamamıştır.Sonunu sizlere elbette söylemeyeceğim. Tek bir soruyu düşünmenizi istiyorum sadece sizden:

İyilik yapmak kötülükten geçiyorsa buna iyilik denilebilir mi?

Keyifli okumalar, iyi pazarlar.

 

————————————————————————————————————————-

DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR

1)Bilgisiz, görgüsüz kimse ince, güzel şeylerin zevkine varamaz, değerini ölçemez kişiler için kullandığımız ”EŞEK HOŞAFTAN NE ANLAR?”  atasözünün doğrusu ”EŞEK HOŞ LAFTAN NE ANLAR?” olacaktır.

2) ”GEÇTİ BOLU’NUN PAZARI.SÜR EŞEĞİNİ NİĞDE’YE.” atasözünün doğrusu ”GEÇTİ BOR’UN PAZARI.SÜR EŞEĞİ NİĞDE’YE.’‘ olacaktır.

Bor: Niğde’nin ilçesi.

3) ” HAYDAN GELEN HUYA GİDER.” atasözünün doğrusu ”HAYY’DAN GELEN HU’YA GİDER.” olacaktır.

Hayy ve Hu: Allah’ın isimleri arasındadır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?