Z. Seven RAZGIRAT
Z. Seven RAZGIRAT
zseven@kentgazetesi.com
Mesafe
  • 0
  • 31 Mayıs 2020 Pazar
  • +
  • -

 

Başka bir şehre taşındığında sevdiği insanlardan zaman içinde kopacağını düşünüyordu. Aslında bu en büyük korkularından biriydi. Araya giren fiziki mesafelerin insanları birbirine yabancılaştırdığına ve zaman içinde tamamen kopardığına çok emindi. Atladığı gerçek ise insanları koparanların fiziki mesafeler değil, birbirinden uzaklaşan kalpler ve kafalar olduğuydu.

Bir roman başlangıcı olarak güzel bir giriş olabilirdi. Aslında mesafe kelimesi kısa bir yazıyla anlatılamayacak kadar hem gerçek hem de mecazi yorumlara açık bir kelime. İnsan mesafe konusunda her zaman bambaşka duygular hissetmiş. Kimi zaman kendinden fiziki olarak uzağa gitmiş insanları yanı başında hissederken, bazen sürekli yanında olan insanlarla arasında kilometrelerce mesafe olduğunu hissetmiş…

İletişim araçlarının bu kadar yaygın olmadığı, insanların günlerce birbirinin sesini duymadığı, yolculukların aylarca sürdüğü uzun yıllar yaşamış insanlar. İlginçtir ki; bütün büyük sevgi, dostluk, arkadaşlık ve aşk hikâyelerimiz de bu yıllardan geliyor. Bu durumda mesafelerin insanları kopardığı sonucuna varmak pek anlamlı olmuyor. Acaba gerçek mesafe aklımız ve kalbimiz ile hayatımızdaki insanların aklı ve kalbi arasında mı diye düşünmeden duramıyor insan…

***

Hintli bir bilge öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş. Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız? ” diye tekrar sormuş.

Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”

“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”

Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “ Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.”

***

Aslında birçoğumuz yan yana, el ele ve sarılarak aramızdaki mesafeyi azalttığımıza inanıyoruz. Tüm duyu organlarımızı düşündüğümüzde mesafelerin onları kullanmak için büyük bir engel olduğunu fark edebiliriz. Ancak; bu onları kullanabilecek özgürlüğe sahip olduğumuzda, kıymetlerini ne kadar bilemeğimiz gerçeğini de değiştirmeyecektir.

Samimiyet mesafelere bağlı olmaz asla. Mesafeler zorunluluk haline geldiğinde özlediğimiz tokalaşmalar, sarılmalar ve neşeyle sohbet ettiğimiz anların değerini mesafe azalıp yan yana geldiğimizde unutacak mıyız? Uzakta olduğu halde kalbini yanında hissettiğin insan ile yanında olup elini tuttuğun ama çok uzağında olan insanın ayrımına varacak mıyız?

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?