Z. Seven RAZGIRAT
Z. Seven RAZGIRAT
zseven@kentgazetesi.com
Olması Gerektiği Gibi…
  • 0
  • 16 Aralık 2019 Pazartesi
  • +
  • -

Ne yazık ki; insanların tek tip insan yaratma çabası kimi zaman bilinçsiz şekilde devam ediyor olsa da en açık fikirli olduğunu iddia edenimizden tutun da en mutaassıp olduğunu söyleyene kadar kaçınılmaz bir durum.  Ailemizden, okullarımızdan bize, bizlerden de çocuklara ve gençlere geçen bir gizli gelenek hatta kural gibi. İşin ilginç yanı söz konusu olan durum “olması gerektiği gibi” ise yaş, cinsiyet ya da başka hiçbir ayrım gözetmeksizin yediden yetmişe herkese dokunuyor.

Biraz somutlaştırıp birkaç “olması gerektiği gibi” olan bu durumları hayalimizde canlandırabilirsek, belki de kendi kendimiz ile çelişip çatışmalar yaşadığımız ve mutsuz olduğumuz durumların nedenlerini de daha iyi buluruz sanırım. Olması gerektiği gibi bir erkek olmak… Yani beklenen güçlü, belli başlı konulardan hoşlanan ve çok da fazla kendi dış görünüşüyle uğraşmayan erkek figürü… Aksi ne olarak dillendiriliyor: Zayıf, silik ve kadınsı… Peki, kadın nasıl olmalı? Oturaklı, tertipli ve bir miktar bağımlı… Aksi mi? Aksi; hafif, pasaklı ve erkeksi…

Bizler bu tip kalıplarla yaşıyoruz. Çoğu zaman farkında bile olmadan, beynimize işlenmiş gibi, bizimle beraber yaşayan bu duruma alışıyoruz. Yaşımıza uygun giyiniyoruz, pozisyonumuza uygun davranıyoruz, içimizden gülmek gelirken ağır olmamız gerektiği için susuyor, hıçkıra hıçkıra ağlamak isterken için için ağlayıp hasta oluyoruz. Çünkü hepimize yüklenmiş “olması gerektiği gibi” kalıplarımızdan sıyrılamıyoruz.

Yetişkin bir insanın bunları yıkması ve içinden geldiği şekilde davranması gerçekten çok zor… Bu durumun yaratıcılığımızı nasıl körelttiğini, hayal kurma ihtiyacımızı nasıl yok ettiğinin farkında olmuyoruz. Belki de bu yüzden henüz bu kalıplara sokulmamış çocuklarımızdan müthiş cevherler çıkıyor. Çocuklardan çıkan fikirlere hepimiz çok şaşırıyoruz değil mi? Henüz “olması gerektiği gibi” kalıplarına sokulmadıklarından olabilir mi sizce?

Aslında hayat “olması gerektiği gibi” değildir, “olduğu gibi”dir. Ama bizler onu tercihlerimizle ve yaşama biçimlerimizle değiştiririz. Olduğu gibi” yaşamayı yine en güzel çocuklar başarır. İçine kötülük, art niyet, samimiyetsizlik, yalan ve ima katılmamış yaşlarda insanoğlu belki de en doğal halini yaşar hayatın. Zamanla olduğu gibi yaşamak isteği törpülenir ve kabulleniş gelir.

Aslında dünyaya kalıcı güzellikler bırakmanın yolu; tam da Aziz Nesin’in dediği gibidir belki de;

Dalga mı geçiyorsun düşler mi kuruyorsun
Öyle sonsuz sınırsız düşler kur ki çocuğum
Düşlerini som somut görüp şaşsınlar
Böyle bir dalgacı daha dünyaya gelmedi desinler…

Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum
Derlerse ki bu işler bir şeye yaramaz
De ki bütün işe yarayanlar
İşe yaramaz sanılanlardan çıkar…

Aklımıza işlenmiş olan “olması gerektiği gibi” olanları bir kenara koyup bir süre “olduğu gibi” yaşamaya çalışsak acaba ruhumuzdan neler çıkardı biraz düşünelim isterim. Kafamızıa böyle sadeleştirip kendimize dönmeye yüreğimiz, gücümüz ve isteğimiz var mı? Yoksa birilerinin bizler için belirlediği kurallar, söylediği doğrular ve olması gerekenleri benimsemek çok daha kolay mı olur? Unutmamak lazım, insanlık tarihinde büyük değişiklikler yapan insanların hiç biri olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi yaşamıştır. Bu asla bir başıbozukluk ve düzen karşıtlığı değil, tam tersi; hayata katılmış bir renk olarak karşımıza çıkar ve renksiz bir hayat gerçekten hiç keyifli değildir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?